Gönderi

Puan vermedi·479 syf.··
2021 12. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2021 16:50
Hikmet Benol, eşinden ayrıldıktan sonra, tüm çevresinden uzaklaşıp üç katlı eski bir ahşap eve kendi deyimiyle ‘gecekondu’ya taşınır. Burada üst komşusu emekli Albay Hüsamettin Bey’in de yardımıyla oyunlar yazmaya başlar. Karakterleri kendisi ve tanıdığı insanlar oluşturur. Bu oyunlar içinde o kadar hapsolur ki gerçekle kurguyu birbirine karıştırmaya başlar ve Oğuzcum Atay okuyucuya bunu öyle bir aksettirir ki siz de Hikmet’le beraber gerçek ile kurgu arasında sıkışıp kalırsınız. Emekli albayın da yardımıyla oyunlar yazar dedik ya emekli albayın gerçek ya da kurgu olması dahi önemsizdir, yeri gelir Hikmet kendine sorduğu soruları bile ‘albayım’ diye cevaplar. Hikmet Benol de bir tutunamayandır. Hayata uyum sağlamayı, anlaşılmayı kısaca yaşamayı bir türlü başaramamıştır. “Neden herkes benden kaçıyor albayım? Yaşamasını bilmiyorum da ondan mı?” “Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.” “Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.” Bu eserde karakterimizin kendiyle yüzleşmesini, iç hesaplaşmasına tanık oluyoruz, herkes gibi olmayı ‘mış gibi yapmayı’ bir türlü beceremiyor, kimsenin üzerinde durmadığı tüm ayrıntılar beynini kemiririyor, mümkün olsaydı beynini yıllık izne çıkarmak istiyor. “Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim açıyor.” Bunu cidden hissediyorsunuz. Bu kitap kesinlikle kurgu olamaz (her ne kadar kitap kurguyla gerçeklik algımızı darmaduman etmiş olsa da) Hikmet Benol kesinlikle Oğuz Atay’ın kendisi. Yer yer düşündüren, yer yer hüzünlendiren, yer yer çok zeki bir insanın ince mizahıyla gülümseten harika bir eser. Oğuz Atay’a Tutunamayanlar’la hayran olmuştum ama bu eserle hayranlığım daha da arttı. Tutunamayanlar’a tutunamayan arkadaşlar sever mi bilmem çünkü tarz genel olarak benziyor, bilinçakışı hakim eserde ama tutunamayanlar kadar yorucu kısımlar kesinlikle yok ( şarkılar kısmı bir de 77 sayfalık noktalama işaretsiz kısım neydi öyle ya, yazar resmen sabrımızı sınamış ) bu kitapta “tutunamayanlar” eserini okuyamayanlara da bir gönderme yapmış. "Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım." Kapanışı yine kitaptan bir alıntılamayla yapalım, bu alıntıyı Poyrazcım Karayel’den de hatırlıyorum. Poyraz Ayşegül’ü ilk bu alıntıyla etkilemişti “Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı.” Buraya kadar okumaya değer gördüyseniz teşekkür ederim ha ha (Hikmet Benol gülüşü)
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,8bin okunma
··
80 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.