Halil Cibran hem benimsediğim hem nefret ettiğim bir yazar.
Kitapları genelde bana hitap etmeyen doğa,mistik,Spiritüel,İncil ve isa gibi kavramlarla dolu.
Bu kitabında temelde 3 hikaye var.
İlk hikaye için diyebileceğim; Martha'nın sonunu düşünmeden yaptığı bir eylem sonrası toplumun gösterdiği önyargı.(belki de sadece bedel ödeyen bir insandır.)
2. hikaye bana ilahi bir aşk şarkısı bana göre zırva.
3.hikaye Ortaçağ kilisesine başkaldıran bir saf çocuk.(Sorgulamadan okuduğu dini kabullenen bir çocuğa karşı sorgulamadan kiliseye itaat eden halk.)
3 hikayede de birey- toplum ilişkisi incelenmiş.
Kollektivizm'in cehaleti ve kötülüğü yansıtılmış ancak bireycilik kısmında sıkıntılar mevcut.
İlk hikaye de "sonunu düşünmeden bir aksiyona girişen birey bedel ödüyor". Son konuşmalara baktığımızda bireyin haddinden fazla övüldüğü bir gerçek. Herkes hata yapar ve bedel öder. Bu hata yapanı kutsallaştırmamız gerektiği anlamına gelmez. Nitekim o bireyi kutsallaştırmak gene kollektivizm çöplüğüne itilmektir. Çünkü bireyi kutsallaştırmak için o bireyi kutsallaştıracak topluma ihtiyaç vardır.
ikinci hikaye dediğim gibi peri masalı.
üçüncü hikaye de çocuk 2 defa "tek beyaz kuzuya karşı kurt sürüsü " mihvalinde bir şeyler söyler. Birey olarak bozulmuş düzeni görür ancak sıkıntılı kısım bireyin ne kadar kendini tamamlamış ve kendi kusurlarını gördüğü kısımdadır.
Evet toplum bozuktur ama birey de bozuktur.
yazar iyi bir yazar. Dahi bir adam denilebilir. Ancak vaatleri ile benim gördüğüm dünya aynı değil. Hayata farklı pencerelerden bakıyoruz. Dostoyevski gibi realizm takipçilerine pek hitap etmeyecek ama fikirlerini bilmek ve görmek önemli.