Gülseren Budayıcıoğlu'nun okuduğum üçüncü kitabı ve yine çok etkileyici bir kitap. İnsanların yaşadıklarını öğrenince üzülmemek elde değil. 'Ne hayatlar varmış bee.' dediğim bir kitap oldu.Bu Kitabımızda yazarımızın hayat hikayesi de var. Bunun dışında başka hastaların hayat hikayesinden de bahsediyor ama kitapta beni en çok etkileyen Ala'nın hikayesi oldu.
Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursak; Ala, hukuk fakültesinden mezun olmuş ve bir avukatlık bürosunda staj yapmaktadır. Yüzü güzel olmayan ve konuşma bozukluğu olan bir kız. Sert ve kaba bir konuşma stili var. Çocukluğundan itibaren ne anne, babası tarafından sevilmemiş. kocaman evde birlikte yaşadığı babaannesi, yengeleri, amcaları bile sevmemiş onu. Hatta kötü davranılmış, hor görülmüş bir kız.
Ala, ilk olarak kendi hikayesini anlatmayıp Gülseren Hanım'ın ona hikayeler anlatmasını istiyor. Gülseren hanım da onu teşvik etmek ve ona güvenmesi adına ricasını kırmayıp ona öğretici bir sürü hikaye anlatıyor kitap boyunca.
Hikayesini anlatıp spoiler vermek istemiyorum ama annesi Sürreya'nın yaptıklarına gerçekten sinir oldum. Bir insan nasıl kızına böyle şeyler yapar, nasıl kızını sevmez diyerekten bir sürü saydırdım kendisine. Hatta kendisi yemek yiyor ve artanını kedilere veriyor ya da kızının gözünün içine baka baka çöpe döküyor. Çok kızdığım ve üzüldüğüm sahneler oldu.
Birçok yerde okuduğuma göre televizyon dizisi çekilen İstanbullu Gelini anlatıyor diye okudum ama diziyi izleyen birisi olarak bana kitap ile çok farklı gelen yerleri vardı. Esma Sultan, Faruk, Süreyya vardı.
Merakla okuduğum ve akıcı ilerleyen bir kitaptı. Sayfaları hemen çevirerek bir an önce Ala'nın hikayesini öğrenmek istedim ve bunun için biraz sabır gerekti çünkü Ala kitabın sonlarına doğru her şeyi anlatmaya başlıyor. Gülseren Hanım'ın hayatı ile ilgili de bir çok şey öğreniyoruz. Herkese şimdiden iyi okumalar!