————SPOİLER İÇERMEKTEDİR.————
Öncelikle kitabın can yayınları çevirisini okumayı tercih ettim çünkü genelde bu konuda başarılı bir yayınevi ama bazı cümlelerde hatalara rastladım. “Annem ağustos ayında bana okula bir mektup yazmıştı” Bu nedir yahu? Bir de kitabın zaten karmaşık bir dili var. Bir paragrafın sonuna gelene kadar kimden söz edildiğini tam anlamadığım kısımlar okudum. Zaten çok karakter var ve kimden bahsedildiği paragrafın son cümlesine kadar net olmayan kısımlar da mevcut olunca bazen dönüp tekrar okumam gerekti. İlk sayfalarda bu olay biraz beni kitaptan soğutsa da kitabın daha çok konsantrasyon gerektirdiğini kabullenip okumaya devam ettim. Ben daha sade dille yazılmış kitaplar okumaya alışmışımdır belki de.
İçerikten bahsedecek olursak kitabı okurken önceden bilgim olmamasına rağmen bu olayın gerçek bir vakadan esinlendiğini hissetmiştim. Betimlemeler ve karakterler kurgu gibi gelmemişti bana. Nitekim yazarın vaftiz kardeşinin başına gelmiş bir olayı okumuşuz. Değiştirilmiş birkaç detay var elbette. Yazar, düğüne bizzat katılmamış ve Angela ile Bayardo San Roman yıllar sonra görüşmemiş. Üçüncü olarak kitapta Santiago Nasar ile gelinin bir ilişkisi olup olmadığı asla net değildir. Okuyucuya açık kapı bırakılmıştır. Gerçekte ise gelinin Santiago ile ilişkiye girdiği bilinmektedir. Yazarın eklediği bu detay bence kitabın can alıcı olmasını sağlayan nokta. Okuyucu, Santiago öldürüldüğü için üzgün ve kızgın. Santiagoyla Angelanın bir ilişkisi olmama ihtimali onu daha masum kılıyor, kurban pisi pisine gitmiş oluyor. Okuyucuya daha çekici gelen bir ihtimal.
Olay örgüsü bence çok güzel sunulmuştu. Sonunu bildiğin bir şeyi okumanın bu denli güzel olduğunu bilmiyordum. Kasaba halkının cehaleti hafife alınacak gibi değildi. 1951 yılında, Latin Amerikada bir kasabada bu çok normal elbette ama Santiago öldürülürken insanların onu uyarmamak için sunduğu bahaneler gerçekten akıl almaz. Kasabanın büyük bir çoğunluğu katillerin namusunun temizlemesini onayladığı için sessiz kalıyor, bir kısmı arap kökenli olan kurbanın etnik kökenine beslediği kinden ötürü sessiz, bazıları (Santiagonun evindeki hizmetli ve kızı gibi) kişisel sebeplerden ötürü cinayete göz yumuyor. Ama Santiagoyu seven insanlar da onu uyarmıyorlar, bu durumu nasıl kimse ciddiye almıyor diye düşünüyor insan. “O ikizler zengin birini öldürmeye cesaret edemezler sandım.” diyor bir kısım da. Santiago öldürüldükten sonra o çok zengin ve dokunulmaz olduğunu düşündükleri adamların intikam namına hiçbir şey yapmaması da bir ironi.
Poncho Lanao adlı komşunun “Bağırışmaları duyduk ama piskopos için yapılan şenlikler olduğunu sandık.” demesi üzerine artık yuh dedim. Şenlikteki çığlıklarla cinayetin çığlıkları bir olur mu? Bu durumu yargıç, raporunda şöyle özetlemişti: Kader bizleri görünmez kılar. Bunun ne anlama geldiğini bir tek Santiagonun annesinde anladım. Oğluna yardım etmek isterken aslında ölümüne dolaylı yoldan yardımcı olmuştu...Kasabanın diğer sakinlerine asla yürekten inanmadım. Bahanelerine asla inanmadım ama annenin çaresizliğiyle olayı oğlunun aleyhine döndürmesi çok acı bir gerçekçilikti.
Kim ne derse desin. İster kader desin ister başka bir şey. Santiago Nasar kasaba halkı tarafından öldürülmüştür.