·404 syf.····Okunma: 24 Mart 2021 21:36 Ah, kızlar, ah...
Bazı kitaplar rüyalarıma girer. Ben sayfayı kapatır, kenara koyarım ama bilinçaltım kapatmamış devamını rüyamda göstermiştir. Böyle de oldu...
Uzun zamandır bu etkiyi yaratan kitap okumamıştım. Mesleğim gereği okuduğum yaklaşık 1 haftalık süreçte hemşire olarak bende savaştaydım. Kitap bende sempati boyutuna ulaşmıştı. Bu boyuta ulaşmışken Sovyet kadınları hakkında biraz araştırma yaptım ve elde ettiğim sonuçlar;
Büyük Anayurt Savaşı’nda orduda yaklaşık 1.000.000 kadın pilot, tank operatörü, uçaksavar topçusu, makinalı tüfek operatörü, istihbaratçı, keskin nişancılar, haberleşme uzmanları, hemşire, sağlık görevlisi, tıp hocası gibi daha birçok görevlerde bulunmuşlardır. Kadın savaşçılar, tüm birliklerde görevlerini en iyi şekilde yapmışlardır. Bu nedenle yaklaşık 200 bin Kızıl Ordu’nun kadın savaşçıları, savaş sırasında gösterdiği kahramanlık ve cesaretleri dolayıyısla
nişan ve madalyalarla ödüllendirilmiş, 90’ dan fazla Sovyet kadını da Sovyetler Birliği Kahramanı ünvanı ile ödüllendirmiştir.(Arbaç,2019)
Ah, kızlar, ah...
Bu veriler çok güzel fakat kadın besleyen, büyüten hayat veren olarak bu savaştan nasıl çıkmıştır. İşte bu noktada kitap bizi etkili bir şekilde aydınlatıyor. Kadın duyguları, doğasıyla çelişmiş olsada her şeyi yapabilecek kapasitededir ve yapmıştır.
Peki ne olmuş bu kadar emeğe?
Kadının doğası, hayat veren, büyüten içinde besleyen olması savaşta bulunması değilde, savaş sonrası madalyalarını gizleyen savaşa katıldığını, tarih yazdığını gizleyen olması beni en derinden yaralayan oldu.
Eril düşünce savaştan sonra tekrar aktive olmuş, kahramanlığı erkeğe yakıştırmıştır. Logos erkek olmuş yine, kadınsa o alana girmeye çalışan istilacı olmuş dışlanmış, yıpranmış.
Sanırım savaştan çok, cephe önü arkası inanılmaz emeklerinin ona yakıştırılmaması üzücü olmuş....