Çeviriye ayrı bir parantez açmak gerek; kusursuzdu. İş Bankası gerçekten bu işi iyi yapıyor.
Evet, bilim kurgu ve fantastik kurgu (daha çok epik yönlü) okur olarak uzunca bir süredir klasik okumuyordum. Belki ergenliğimde Nietzsche ve Kafka gibi yazarlarla büyüdüğüm için artık o derin sularda boğulmuştum. Ben bir kitabı okurken, genellikle tam olarak hissedebilmek için ağır ağır okuyan biriyim. O yüzden klasikler batağında çırpındım ve battım. Doğruları gösterdikleri için onlardan nefret ettim. Ama dönüş yapmam gerekliydi ve bunu edebiyatın aşağılık büyük adamı Dostoyevski’yle yapmalıydım.
Açık ve net konuşmak gerekirse, (bu yazım genel olacak, kitap hakkında değil) bir kitap, sırf bir şeyler anlatmaya çalışıyor diye veya ders niteliği taşıdığı için sevilmek veya beğenilmek zorunda değil. Romancılık bu kadar basit değildir. Özellikle bundan ibaret de değildir. İşte burada, Kumarbaz’a olan düşüncem devreye giriyor; hem sevdim, hem beğendim, fakat bir daha okur musun derseniz okumam. Evet, sevdiğim ve beğendiğim halde benim için ortalama bir kitaptı. Sebebinin zaten 21 ve iddia bağımlısı olduğumdan kaynaklandığını biliyorum. İnsan, bir hikayeyi defalarca duymaya başlayınca artık kabak tadı verir. Bunun sorumlusu Dostoyevski değil, çevremden kaynaklı fakat kabahat
Dostoyevski’ye patladı. Yer yer gülümsedim, en önemlisi, noktası virgülüne kadar hak verdim. Kendisi de bir kumar bağımlısı olduğu için kumar bağımlılığını ve aslında genel bağımlılığı müthiş özetlemiş. Açıkçası, kumar bağımlılığımdan utanç falan duymuyorum. Ailem psikoloğa göndermeyi
teklif ettiğinde, gerçeği söylemek gerekirse gülüp geçiyorum. Ben yaptığım şeyden zevk alıyorsam, zevk aldığım sürece beni tüketip bitirmesinin hiçbir önemi yok.
Bu arada, aşağılık üstat Dostoyevski’den okuduğum ilk kitap olduğunu söylemeliyim. Tasvir denen şey yoktu; bir bilim kurgu ve fantastik kurgu okuru adına. Yani, bazen düz bir yazı okuyormuş gibi hissedip mekanı zihninizde yitirebiliyorsunuz; ama biliyorsunuz ki, klasiklerde tasvirin pek de bir önemi yoktur.
Zaten insan/insanlar hakkında müthiş tahliller yapılır. Sonra tasvire falan gerek duymazsınız. Dostoyevski, daha ilk kitaptan bana öyle bir adam olduğunu kanıtladı. Büyük insan. Haysiyetsiz, ama büyük.
Ve kitabı okumayı düşünenler için dikkatli olmaları gereken bir husus var; Dostoyevski kumar bağımlılığını o kadar iyi özetliyor ki, onun yüzünden kumara bulaşıp evinizi barkınızı kaybederseniz, bunu başkalarına övünç duyarcasına anlatabilirsiniz. (Ve özellikle dikkat edin; karakterimiz, kumarı sadece Casino’da oynamıyor.)
Bu incelemeyi uzun tutmak istemiyorum. Zaten Dostoyevski’nin kendisi ve kitapları hakkında daha iyi yorumlar ve eleştiriler var. Dostoyevski hayranlarının yorumları gerçekten çok iyidir. Dostoyevski’nin insanları özetlemesi kadar, hayranları da kendisini onun kadar iyi özetler. Okumasanız bile Dostoyevski’ye hayranlık duymanızı sağlayabilirler. (Her kitlede olduğu gibi orada da kanserleri vardır, ama siz iyisine denk gelip onun ağzından Dostoyevski’yi dinleyin.)
Artık bir kere hayatıma girdi. Bir sonraki kitabını Suç ve Ceza’yla devam ettirmeyi planlıyorum. Ben hiçbir zaman belli bir türün faşisti olmadım. Her türü okuyabilirim; ergence ve gerzekçe olmadığı sürece. Eğer yazıp çizmeyi seven arkadaşlar varsa bence ilk önce buna dikkat etmeli. Her kitap, her tür, iyisiyle ve özellikle kötüsüyle birçok şey katar. Belli bir tür üzerinde yazmayı seviyorsunuz diye o türün faşistliğini yapmayın.
Kumar bağımlısıysanız ve artık bağımlılığınızdan kurtulmak istiyorsanız, bu kitabı okumayın. Eğer halen kumar bağımlısıysanız, yine okumayın. Eğer kumarla uzaktan yakından alakanız yoksa, kitabı elinize bile almayın.
Ah, bu aşağılık adam… kirli zevklerin şairi.