Gönderi

9/10
·110 syf.··
2021 11. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2021 23:30
Albert Camus' un okuduğum ilk kitabı. Onun da en ünlü eserlerinden biri diyebilirim. Yazar yaklaşık 110 sayfalık eserinde belki yüzlerce makale yazılabilecek düşüncelerini aktarmayı başarmış. Kitabı okumaya başladığımda sıkıldım. Gerçekten okumak keyif vermedi. Sonra başa dönerek yeniden okudum. Sadece yazarın kaleminden dökülenlere odaklandım. Mesela ilk başlarda 'Yabancı' yı aradım. Meursault muhtemelen, 'Yabancı' o kesin dedim. Kahramanımız hayatı olağan üstü nesnellikle yaşayan Meursault. Eser 'Anne' nin ölümü ile başlıyor. Meursault bu benim suçum değil diyor. İşten izin alıp 'Anne' nin kaldığı huzurevine gidiyor, yapılması gerekenleri nesnel bir ritüel olarak yapıyor. Duygu yok, sadece olacakları kabullenmiş bakış açısı var. İnsan bu nasıl olsa bir gün ölecek öyle değil mi? Daha sonra Meursault' ın komşularını tanıyoruz. Saplantılı aşık, bir köpeği ölen karısının yerine koyan yaşlı adam, Meursault ile evlenmek isteyen kız arkadaş. Kahramanımıza göre bu olanlar olsa da olur olmasa da. Kız arkadaş evlenmek istediğinde 'ne farkeder ki' diyebiliyor. Ya da birlikte şarap içip, onun ağzından mektup yazdığı Reymond Sintes, arkadaş olalım dediğinde, Meursault’ un cevabı yine 'farketmez' oluyor. Kendi içinde nesnelliğin vücut bulmuş hali olan kahramanımız sahilde bir Arap' ı öldürür. Hapse girer ve bu noktadan sonra mahkeme süreci başlar. Kahramanımız nesnel görüşlere sahip ama onu yargılayanlar, onun hakkında karar verecek olanlar ve hatta tanıklar bu nesnellikte değildir. Her ne kadar Meursault bir Arap' ı öldürmüş olsa da savcı konuyu 'Anne' nin ölümüne çeker. Bu ölüme Meursault hiç üzülmemiştir. Sıradan tepkiler vermemiştir. Sonuçta hayatını kaybeden, sanığın annesidir. Mahkeme öyle bir hal alır ki tanıkların Meursault hakkında görüşleri, düşünceleri sorulmaz, esas olayın nasıl olduğu üzerinde bile fazla durulmaz, önemli olan sanığın 'Anne' nin vefatına üzülmemeyi, tabutun içine bakamaması, bir gece geçirme rituelinde kahve içmesidir. Gerçi Fransız sömürgesi olan bir bölgede, sömürgeci devlet vatandaşının yerel halktan birini öldürmesi suç sayılır mı bilmiyorum, bu bence sömürgeci devletin, devlet ahlakına göre belirlenecek bir konu. Ancak eserde de öldürülen Arap' ın adı hiç geçmiyor. Hikayesinden bahsedilmiyor. Meursault, 'Anne' nin ölümüne üzülmediği için yargılanıyor. İste bu olan biten içerisinde ilk basta 'Yabancı' Meursault kesinlikle dedim. Sonra karakterlerin de birbirine ne kadar yakın olsa da 'Yabancı' olduğunu gördüm. Öldürülen Arap' ın 'Yabancı' olduğunu düşündüm. En sonunda 'Yabancı' nın okur olabileceği düşüncesine ulaştım. Gercekten de karakterlere, olaylara, yaşananlara hatta olayın geçtiği coğrafyaya bile ne kadar Yabancı olduğumu farkettim. Kitapta bahsedilen 'Yabanı' yı tam manasıyla bulamasam da çevrem artık 'Yabancı' olmanın farklılığının kalmadığını gördüm. Kitap tanıtımında 20. Yy insanının içije düştüğü yabancılaşmasının anlatıldığı söyleniyor. 21. Yy insanında yabancılık çok da yaban bir kelime değil artık. Günümüzde bu konuda, böyle dikkat çekebilecek 'Yabancı' kitabı yazılabilir mi?
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,2bin okunma
··
2.266 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.