Oblomov'a inceleme yazarken onun konusuna değinecek kadar ukala değilim. Oblomov'u bilen bilir; bilmeyen derdine yansın.
Konusundan söz etmesem de, edebiyat tarihinin en çarpıcı karakterlerinden Oblomov hakkında iki kelam edeceğim. Biliyorsunuz, Oblomov, kendi hareketsizliğinden şikayet eden ama yatağına yuvalanmış o miskinliğini değiştirme iradesini de göstermeyen bir karakterdir (Aa ne kadar tanıdık değil mi)
Bazen kendinden ve hayat biçiminden (tek bir hayat biçimi vardır ki o da yatmak) uzaklaşmak istese de hareket etmek için şöyle esaslı bir neden bulamaz. Oblomov, hareketsiz olduğu kadar zekidir de, tembelliğini ustaca gerekçelendirir: "Zaten herkes rahat etmek için çalışmıyor mu, ben de rahat etmeyi seçiyorum" der. (Hadi buna da itiraz edin atayizler)
Yazıldığı 1859'dan bu yana okunan, etkisi devam eden gerçek bir klasik olan Oblomov, dünya dillerine 'Oblomovculuk' terimini miras bırakmıştır.