Öncelikle kitap tarih kitabı değil bir romandır. Alamut Kalesi Moğollar tarafından yıkıldığında kütüphaneyi de yakmışlardır. Dolayısıyla bilgi çok kısıtlı. Ancak yakmadan önce görevlendirilen tarihçi cennet bahçeleri ile ilgili hiçbir bilgiye rastlamıyor. Günümüzde tekrar incelendiğinde cennet bahçesine çevrilecek bir yer bulunmuyor. Yani asansör sistemi vs. gibi yapılacak bir mekan, zemin bulunmuyor Alamut'da. O yüzden okurken lütfen tarihsel olaylara dayandırmayın. Tabi tarihsel olaylara birebir uyan kısımlar da var. Nizamülmülkün ölüm nedeni gibi. Yine de bu kitabı bir roman olarak okuyun.
Roman olarak değerlendirirsek. Kitap sadece belirli karakterlerin etrafında döndüğü için yan karakterlerle bağınız neredeyse olmuyor. Kitap 4 karakterin arasında dönüp duruyor. Diğer karakterlerin duyguları, düşünceleri her ne kadar anlatılsa da üstün körü oluyor. O yüzden 4 karakter hariç diğer karakterlerle bir bağ kuramıyorsunuz. Karakter gelişimleri aşırı ani yaşanıyor. Bir karakterin düşünceleri 1 sayfada çat diye değişip ''aa öyle miymiş'' diyor ve tamamıyla başka bir kafada insan oluyor.
Kitabın konusu ve işlemeye çalıştığı ana fikir gerçekten çok iyi. Hayata karşı bakışınızı, kendinizi sorgulamanızı sağlıyor. Özellikle olayların yaşanması çok olası olduğu için çok daha etkiliyor sizi. Sonuçta kitap fantastik değil. Kendi içinizde her şeyi sorgulamaya başlıyorsunuz. İnsana gerçekten etki eden bir kitap. Anlatılmak isteneni, Sabbah'ın kafasında neler döndüğünü anlarsanız çok daha anlamlı oluyor kitap sizin için. Kesinlikle okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum.