Gönderi

7/10
·348 syf.··
2021 12. kitabı
Kitabın ilk sayfaları oldukça ağır başladı ancak ilerledikçe daha anlaşılır ve rotası belli olan bir kitap oldu benim için. Varoluşsal bir boşlukta olan ve döneme göre (1930'lar) gayet entelektüel olan ana karakterimiz Girit'e yapacağı iş yolculuğu sırasında Aleksi Zorba ile tanışır ve onun hayat felsefesinden ve hayatı yaşayışından oldukça etkilenir hatta ilerleyen sayfalarda kendini onun öğrencisi olarak nitelendirir. Kendisi birçok kitap okumuş, felsefi akımları bilen biri olmasına rağmen, Zorba okumayı dahi bilmeyen ama hayatı yaşayarak öğrenen bir insan olduğu için filozofların, keşişlerin ve hatta peygamberlerin ulaştığı mertebeye ulaşmış görmesi ana karakterimiz için Zorba'yı ilahlaştırmıştı. Kitapta Zorba resmen ilahlaştırılmıştı. Ağzından çıkan hiçbir lafa itiraz bile edememesi bana biraz tuhaf geldi. Çünkü bu kadar kitap okuyup kendini entelektüel gören bir kişi, hatta Buda öğretilerine göre hayatını sürdüren birisi bu denli mi birinin hayat görüşünü benimsemek istiyormuş diye düşündüm. Kitabı kurgusal romandan ziyade felsefi olarak değerlendiriyorum. En sevdiğim kısmı, Girit adasını, Akdeniz-Ege'nin bitki örtüsünü, meyve çeşitliliğini o kadar canlı anlatmıştı ki kendimi orada hissettim. En çok sevmediğim kısmı ise, Zorba'nın kadınlar için kullandığı dildi. Bu kadar zamandır neden bu konuda oldukça az eleştiri gelmiş anlamıyorum. Kitap 1930'larda geçse bile kullanılan dil kendisi peygamberlik mertebesinde görülen Zorba için iğrençti. Yine de dönemine göre değerlendirmeye çalışarak okuyup bitirdim. Birçok kişi için oldukça etkileyici bir kitap olduğunu biliyorum ancak benim için ortalamanın biraz üstünde bir roman oldu. Bence daha güzel ve felsefi açıdan varoluşsal dimağı dolduran kitaplar var piyasada. Yine de okuyup kendiniz karar verin derim.
ZorbaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 202420,6bin okunma
1 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.