·144 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Nisan 2021 13:29 Schopenhauer okumaya bu yaz başladım ve diyebilirim ki dili beni yormayan, okudukça düşündüren, ''evet işte tam da bu'' diyerek saatlerce üstüne düşündüğüm ve yakınımdaki insanlara içerisinde yer alan düşünceleri anlattığım bir filozof haline geldi.
Schopenhauer tespitlerin adamı diyebilirim. İnsanları o kadar iyi gözlemlemiş bir filozof ki belki de bu yüzden karamsar olmuştur. Her şeyi iyi bir şekilde analiz edebiliyor ve nedenlerini bildiği için de mutsuzluğa saplanıveriyor. Zaten ne demişler ''bilen ve sorgulayan insan mutsuz insandır.''
Bu kitabında da insanlardan daha çok hayatı ele almış.
''Hayatın anlamı ne?'' diye sormuş.
Bizler de bu soruyu hep sorarken, soru işaretlerinin ardından durmadan koşup dururken Schopenhauer yanına çağırıp diyor ki : ''Mutsuzluktur, sürekli geçmişe dönme isteğidir, koşup durmaktır, mutluluğu aramaktır ama bulduğu an da kaybetmektir, haz alamamaktır.'' Evet diyor okur, arıyoruz durmadan mutluluğu ama bulabiliyor muyuz? Bulsak bile değerini bilebiliyor muyuz? Bulsak bile o olduğundan emin olabiliyor muyuz?
Hep daha fazlası var bizim için hep daha fazlası ama bu fazlası bir zaman sonra yakıp yıkar insanı. O zaman da müthiş bir mutsuzluk içerisinde ölümü bekler insan ve en sonunda kavuşunca ölüme geride bıraktıklarının bir önemi olmaz çünkü artık gerçek mutluluğa erişmiş olur insan. Bu yüzden de acır insanlara durmadan koşup durduğu ve bir türlü bulamadığını ölümde bulduğu için. Ve Schopenhauer bu kitabında diğer kitaplarında acıdığı, karanlık yönlerini gördüğü insana bu kitapta merhamet duyduğunu ve bizlerinde merhamet duyması gerektiğini söyler.
Haklıdır.
Ama bizler yine de ışığı kaybetmeyip hayatın anlamını arayalım belki Schopenhauer'i haksız çıkarabiliriz.
Ne dersiniz?