Babasının çorak topraklarına; “su” misali faydalı olması amacıyla başladığı ziraat fakültesini; edebiyata duyduğu ilgi ve toprağa olan yabancılığıyla bırakan, sonrasında da akademisyen olan Stoner’ın, edebiyat bölümünde geçen trajik ve fazlasıyla dramatikleşen hayatı.
Kısa ve öz olarak; kitabın bir bölümü aile bireylerinin ölümleri, bir bölümü evlilikten ötürü çekilmez olan hayatında bulmaya çalıştığı çözümlerle, bir bölümü öğrencisini dersten geçirmemesi ve bir diğer öğrencisine aşık olasıyla, son bölümü de çocuğunun bir anda büyüyüp evlenmesi ve hastalığıyla alakalıydı.
Bazı bölümler en ince detayıyla sayfalar kaplarken, bazı bölümler birden yıllar sonrasına geçmiş olmasıyla bir kaç sayfada sonlanmış. Zannımca yazacak bişey olmayıp, konuyu daha fazla uzatmamak adına direkt özüyle noktalamış.
Kitabın başındaki çorak toprakların bahsi; John Steinbeck’in Cennetin Doğusu’nu, ortalarından sonra da öğrencisine aşık olmasıyla Andre Maurois’in İklimler kitabını çağrıştırdı. Bu iki kitabı okuyan için anlık olarak anımsama ve ilerleyen bölümlerde bunlardan bir pay çıkarma çabası olacaktır.
Sevgiler...