Bu kitapla birlikte 'atsız' külliyatını bitirmiş bulunmaktayım. Nihat Atsız, Bozkurtlar, Ruh Adam gibi kitaplarından sonra bu kitabıyla da muazzam bir romancı olduğunu ispatlamış.
1402 Ankara Savaşı sonrası Fetret devri zamanlarında başlayan kitap, Yıldırım Bayezid'in oğullarından İsa Beğ'in taht kavgalarından dolayı gizlemek zorunda kaldığı, oğlu Murat'ın hikayesini konu alıyor. Bu sebeple anasını ve atasını bile bilmeyen Deli Kurt lakaplı Murat, sipahi olup vazifesi uğruna cepheden cepheye koşarken, bir de imkansız bir aşkın girdabına kapılıyor.
'Masalda da, gerçekte de kalbi olmayan bütün kızların adı Gökçen'dir! '
Kitap, Ruh Adam romanında da olduğu gibi yer yer mistik öğelerle süslenmiş ve aşık olunan karakter Gökçen için yine yeşil gözlü bir peri kızı tasvir edilmiş.
Atsız'ın, yeşil gözlere olan tutkusunu Türk edebiyatının en nadide örneklerinden 'Geri Gelen Mektup' şiirinden de anımsıyoruz.
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse.
Ne yazık ki Türk edebiyatı, Nihat Atsız'dan sonra çocuklara Türk milliyetçiliğini sevdirecek bir başka isim daha çıkartamadı. Ayrıca insan şunu da düşünmeden edemiyor, böyle bir değerin siyasi yönü hiç olmasa idi edebi yazıları, şiirleri günümüz edebiyat dergilerinde büyük puntolarla kullanılıp duvarlara asılmaz mıydı ?
Anası tek başına söyledi:
"ölüm o kadar güç değildir. unutulmak yamandır."
Babası fısıldadı:
"asıl ölüm unutulmaktır."
Amcası ilave etti:
"unutmak da ölmektir.
İsa beğ devam etti:
"hayat birkaç hatıradır."
Bala hatun bitirdi:
"hayat ölümün başlangıcıdır."
Çakır farkına varmaksızın elindeki kur'an'ı açmıştı. O zaman beş hayalet birden tekrarladı:
"insan anıldıkça yaşıyor demektir."
Biz de bu vesileyle Nihal Atsız'ı anmış olalım.