Spoiler İçerir
Zehra öğretmen ekseninde başlayan romanda onun genç yaşına karşın ne kadar titiz, disiplinli ve idealist bir muallim olup, toplum tarafından el üstünde tutulan artık adıyla bir anılmaya başlanan okulu methedilir. Fakat Zehra öğretmenin; doğruluk, temizlik, fedakârlık hastalığı onda insanlığın en kıymetli bir kabiliyetini öldürmüştür: Acımak kabiliyeti...
Derse geç kalan ya da haylazlık eden öğrencileti dışlar ve onlardan bir hastalık gibi bahsederken bir kez olsun bu davranışların gerekçesini sormamış, fakirliği karşısında ezilen öğrenciye dahi acıma nazarıyla bakmamıştır. Nitekim, küçük yaşta başına gelen bazı olaylar şimdiki karakterinin temelini oluşturur. Acımak duygusuna sahip olmayışının müsebbibi onun nazarında daima babasıdır. Tüm ailesinin ölümüne sebep olan, orada burada kadınlarla gönül eğlendiren, daimî bir içki sarhoşluğu ve mahmurluğunu üzerinden atamayan babası, ölüm döşeğinde dahi kızı tarafından ilgi, alaka ve acıma duygusuna mazhar olamayacaktır. Lâkin Zehra öğretmenin ani kararı ile bu zavallı adamın yanına gitmesi onun ölümünde denk gelmiştir. Bu durum bir yandan hayli üzücü olsa da bizce kızı tarafından zavallı adamın son nefesinde dahi birçok önyargıyla tartaklanacağını tahmin etmek güç olmayacağından bir nevi iyi olmuştur. Zehra öğretmen babasının hatıra defterine ulaşmış saatlerce okumuşken, daima bilgili kabul edilen bu kız esasında babasına karşı oldukça cahil olduğunun farkına varmıştır. Tüm yaşananlar anne ve anneannesinin suçuyken tabiri caizse günah keçisi olan babası Mürşit Efendi koyu bir karanlığa sürüklenmiştir. Tüm gerçeği olduğu gibi öğrenen Zehra öğretmen, hayattaki tek varlığı olan onu en çok sevip, düşünen insanı önyargılarının tuzağında yitirmiştir. Gönlü şefkat ve acıma ile dolan bu muallimenin tek eksiği de böylelikle tamamlanmış olur.