·426 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Nisan 2021 00:50 O neydi ya?
Bitirdiğimde tam da bunu söyledim.
Birkaç yıl önce Benim Adım Kırmızı'yı okumuştum, okuduğum ilk Orhan Pamuk eseriydi. Şimdi de ikinci olarak Kara Kitap'ı okudum. Kara Kitap'ın eşsiz olduğunu düşünüyorum.
Uzun cümleleri anlamak, varsa alt anlamlarını çıkarmak konusunda oldukça iyi olduğumu düşünürdüm. Ama Kara Kitap'a kadar düşünürdüm. Orhan Pamuk; biz okuyuculara öyle anlatıyor ki, eğer cümleden kopmazsak anlatılan her şeyi bir köşeden izliyoruz. Bazen yaşıyoruz. Bana "O neydi ya?" sorusunu sorduran durum, bu kadar ayrıntılı anlatım içerisinde hâlâ üstü kapalı kalan meseleler.
Avukat Galip, Galip'in biricik eşi, kuzeni, sevgili Rüya ve diğer kuzeni Celal.
Rüya, eşi Galip'i kısacık bir notla terk eder, Celal de bu sıralar ortalıktan kaybolur. Biz okuyucular Galip'in Rüya'yı arayışını okuduk. Galip yalnızca Rüya'yı mı aradı yoksa kendini de arıyor muydu? O kısacık notu okuyamadık, Rüya'yı Galip'in gözünden gördük. Rüya gerçekten Galip'in anlattığı gibi miydi?
Celal'in köşe yazılarını da okuduk. O köşe yazılarında cevherler vardı. Bazen gizliydiler, bazen de apaçık ortada. Cellatlı olanını elim göğsümde okudum, çok etkileyiciydi.
Birkaç kere olmuyor deyip yarıda bırakmak istedim. İstanbul'un o sokaklarında boğuldum. Uzun cümleler soluğumu kesti. Sırf sonu ne olacak, Rüya nerede acaba merakıyla zorladım kendimi. Sonuysa tokat gibi çarptı. Mutlaka birkaç sene sonra "sakin kafayla" tekrar okuyacağım. Kara Kitap'ı tek seferde anlayabileceğime inanmıyorum. Okuyucusunun ortası olacağına -haddim olmasa da- pek ihtimal de veremiyorum, bana kalırsa Kara Kitap ya sevilir ya da hiç sevilmez.
Daha önce Orhan Pamuk okumamış birisi için ön yargı sebebi olabilir, bu duruma başlı başına müsait bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Okuyacaklara şimdiden iyi okumalar.