·31 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Nisan 2021 00:01 Spoiler içerir
Öncelikle hakkını teslim edelim. Oruç Auroba, mükemmel bir kalem. Kelimelerle adeta dans edercesine yazabilen harika bir yazardır. Söylemek istediğini, kelimeler içinde sanki bir gizli geçit varmış gibi gizlenen kelimeler o cümleyi anlayabilecek biri geldiğinde ortaya çıkabilen bir sistem içinde yazan biridir.
Kitaba gelecek olursak, babasını erken kaybeden biri olarak diyebilirim ki! Babamın ölümünden sonra bana Zilif gibi, içinde mektuplardan oluşan bir kitap verilseydi, benim için anlamı o kadar büyük olurdu ki, anlatamam. Onun yani babamın kokusunu, sözlerinde anlatmak istediklerinde yazdıklarında koklayabilirdim ve onu hissedebilirdim, keşke olsaydı. Belki bana söylemek istediklerini söyleyemeden terki diyar etmiş olabilir. Bir kere daha onu benimleymiş, beni köşeden gururla izliyormuş gibi mektuplarını okumak isterdim. Anlamı büyük olurdu elbet , belki yıllar sonra özlemimi bir nebze giderirdi.
Zilif kitabı, Kızı Filiz'e yazdığı mektuplardan oluşuyor. Oruç Auroba'nın intiharı düşündüğü gece, kızı filiz'in adını tersten yazarak başladığı mektupların bir kitapta toplanmış halini düşünün.
Kızına olması gerektiğini anlatırken aslında bu hayatta yaşamanın o anlattığı, bulamadığı dünya yani dediği gibi ''Dünya ben olmamı istemedi, beni ben olarak tanımadı''
Kızına mektuplarda ona kendini '' ben'' olarak tanıması için mektupları yazmış olabileceğine inanıyorum. Yazdıkları içinde dikkatimi çeken, beni duygulandıran Oruç Auroba kızına en büyük mirası bırakıyor ve bunu şöyle ifade ediyor.
'' İnsan olan insan, pek az '' tarifinde bulunuyor işte bıraktığı miras çok anlamlı ve önemli.
Yazılarında, insanların onu tanımak istememesi, tanımak isteyenlerin en çok tanınmayanların olması, onu yanlış tanımaları onu farklı bir '' ben'' çevirmek istemeleri gibi konulara değiniyor. Peki kendi bunlar karşısında ne yapıyor bunların hiçbirini kabul etmeyip bir ''ben'' olarak karşılarında durmaya çalışıyor.
Mirasa geri dönecek olursak asıl kilit cümle '' Yapman gerektiği için yapabileceğini yapmıştın — işte seni insan yapan da bu'' Oruç Auroba, kızına küçük yaşlarda ağaçtan erik getirmesini istemiş, Filiz ağaçlarda erik olmadığını görünce bakkala gidip erik alır ve babasına uzatır. Yukarıda bahsedilen insan olmanın çıkış noktası bu anektottur.
Bu mektupların yazılıp Filiz'e verilmesi Oruç Auroba kendi kalemiyle asıl '' ben '' dediği kişiyi kızına tanıtmaya çalışmaktadır. Bunu şu sözleriyle dile getiriyor.
'' Evet işte yalnız şu beni tanıyacaksın, başka bir şey istememiştim ki zaten yaşamım boyu.
Kısa sayfalarla olan kitap, çıkarılacak derslerle dolu. Sözleri her ne kadar Oruç Auroba, kızına yazdığı gibi görünse de aslında yazılanları '' İnsan olan insan, pek az'' dediği topluma bir haykırış olarak görüyorum ve hissediyorum. Nedenleriyle beraber çözümleri örneklendirme kullanarak çok güzel şekilde sunmuş. Başta söylediğim gibi, o cümlenin sahiplerini bekleyen o kelimeleri keşfetmemizi bekliyor.
Bu kitap sayesinde, aileler çocuklarına büyüyünce ne olacaksın dediklerinde aynı filiz gibi önce insan olacağım cevaplarının çoğalmasını temenni ediyorum. Teşekkür ediyorum, Üstad sayesinde önce insan penceresinden dünyaya bakmamı sağladığı için, hepimizin bu pencereden bakmak zorunda olduğumuz gerçeğini bize gösterdiği için. Çünkü ''İnsan olan insan, pek az'' olanların çoğalması umuduyla.