·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Nisan 2021 05:05 Düşman mıyız neyiz? Öyle bakma şaşkın şaşkın sana diyorum evet hiç tanımadığım sana. Düşmanlık bürümüş bizi o kadar düşmanız ki hatta öyle nefret ediyoruz ki biz seninle ben ve o bir de şu işte birbirimizden, etmesek nefret neden bu kadar kötü oluruz ki birbirimize karşı. Karanlığa kör, kopan bir çığlığa sağır, haykırman gereken yerde dilsiz oluyorsan şayet sen karanlıktan nefret etmediğini iddia edebilir misin mesela? Hayır nefret değil bu, başka bir şey adını koyamıyorum ama biliyorum ki şunu kötülüğümüz sığmıyor kendi içimize, taşıyor dünyaya göz göre göre. Bir yerde acı çekiyor insanlar ve sanki o acı hiç bilmediğimiz başka bir dünyadaymış gibi kahkahalar kopuyor başka bir yerde başka bir evde yaşlar geliyor gözlerinden insanların çok çok gülmekten ama ağlamaktan değil çünkü hayat o kadar güzel ki hepimiz için. Öyle değil mi? Acının olduğu yerde bir ev bile yok oysa yıkıntılardan ibaret her şey, bunlar olurken bir grup x partisi y partisi z partisi daha iyi diye tartışıyor aralarında. O değil de siyaset gülmeyi unutan bir çocuğa gülmenin nasıl bir şey olduğunu anımsatabilir mi acaba? Ben pek sanmıyorum da. Öyle olsaydı şu anda sokaklarda ağlayan ya da üşüyen tek bir çocuk olmazdı zannımca. Bir çizgi düşünün bir tarafında ayağı çıplak bir çocuk, kupkuru bastığı toprak halinden belli, su arıyor bir yudum. Çizginin öbür tarafında elleri ojeli bakımlı bir kadın evinin bahçesinde yeni açmış çiçeklerini suluyor. Su saksıdan taşıyor yerdeki pisliği beraberinde alıp götürüyor. Su yerdeki pisliği temizliyor. Yerde çamurdan ne bir kir ne bir iz kalıyor. Peki ya içimiz onu kim temizleyecek bizden başka? Adını koyamıyorum, bir çocuk hiç oyun oynamamışsa hayatında ve onun gülüşü alındıysa dudaklarından sen tanımıyorsan onu bu olanlarda yoksa da yakından bir payın ama biliyorsan onun varlığını ve bir gün aniden ölüyorsa o çocuk, gömülüyorsa kimsesizler mezarlığına, sen yaşıyorsan hâlâ ve unutuyorsan onu o sanki hiç olmamış hiç yaşamamış gibi adını koyamıyorum ki ben bunun, sen koyabiliyor musun? Ben ne diyorum şu an sahi şiir kitabını inceleyecektin diyorsunuz içinizden değil mi? Şiir kitabı bunlardan ibaret değil, bu anlattıklarım şairin birkaç şiirinin bende bıraktığı hislerin, beni alıp götürdüğü uzaklardaki düşüncelerimin dökülüşüydü sadece. Kendinizden çok şey bulabileceğiniz bir kitap ve belki de çokça kendinizi sorgulayacağınız, bu iyi bir şey bazen durmak gerekiyor bazen birilerinin bize dur demesi tıpkı bazen harekete geçmemiz gerektiği gibi ve harekete geç diyecek birini beklediğimiz gibi. Bazen o biri kendimiz olmalıyız, biz dur demeliyiz kendimize ya da harekete geç. Son bir şey bu gökyüzü hepimizin, hepimiz bir parça mavi taşırız ondan aslında ve bu bile bizi kardeş yapar hiç tanışmasak da, birbirimizi tanıyor veya tanımıyor olalım ne olursa olsun nefret falan etmeyelim birbirimizden olur mu diye sormuyorum size seçme şansı bile bırakmıyorum etmeyelim de zaten. Çünkü bizi biz yapan tüm kimliklerin ve değerlerin ötesinde bir kalbimiz oluşu var. Aramızdaki bu harika benzerlik sizce de alt etmez mi geride kalan binlerce ehemmiyetsiz aramızda lafı bile olmayacak farklılığımızı. Hem bir olmaya bu kadar ihtiyaç varken birbirimizi farklılıklarımızla en güzel halde tamamlayacakken, parça parça olmayı göze almak delilik değil midir zaten? Ben de bir parça mavi var turkuaz renginde, sendeki lacivert mi yoksa? Gökyüzü biziz; sen, ben ve onlar ve gökyüzü bizim. "Bir kardeş mavi" de sen bırak bu dünyaya. Mavin bulur birleşir hiç tanımadığı bir başkasıyla kim bilir belki gökyüzünü aydınlatan yepyeni bir yıldız olur sen ve onun yaptığı. Çoğaltırız böyle böyle yıldızları ve mavilikleri... Hadi şimdi çoğaltmaya gidelim gökyüzünün ışıklı aydınlıklarını ceplerimizde maviyi tanıyan şiirlerle.