·152 syf.····Okunma: 22 Nisan 2021 17:30 “Bahar yorgunlar için en tehlikeli mevsimdir. Aralık ayında karların ortasında çırçıplak gezmek, ilkbaharda sabahleyin çiçek kokuları arasında kelebeklerin peşinden koşmaktan daha az tehlikelidir. Vücut soğuk alırsa tedavi mümkündür. Fakat ruh, baharın tesirine kapılırsa iş berbattır.”
Ömer Seyfettin’in okuduğum ilk kitabı olan “Yüksek Ökçeler”i inceleyip yorumlayacağım bugün. Kitabın içerisinde toplamda 24 kısa hikaye var ve hepsi döneminin farklı farklı gazetelerinde yayınlanmış. Kitap Yüksek Ökçeler hikayesiyle başlıyor.
Ömer Seyfettin’in kalemini yorumlamadan önce hikayelerinin genel temasından bahsetmek istiyorum. Seyfettin’in hikayelerinin baş kahramanı genel olarak bir kadın oluyor. Bu kadın ya evlenmiş boşanmış, ya dul, ya da evliliğinden memnun olmayan bir kişi oluyor. Seyfettin’in evlilik ile ilgili bir alıp veremediği var galiba…
Hikayelerde erkeğe verilen karakter ise çoğu zaman sahtekar ve uyumsuz kişiler. Örneğin evin hizmetçisine göz diken kocalar, türlü türlü planlar peşinde olan adamlar… Bir yandan kocalarının arkasından dolaplar çeviren kadınlar, bir yandan entrikalara doymayan adamlar… Aile demeye bin şahit isteyen aile yapıları, eş beklentileri…
Seyfettin’in kalemine gelince ise, hikayelerinde ağır, günümüz Türkçesi ile anlayamayacağız çok kelime yok. Asıl anlatılmak isteneni anlıyorsunuz. Zaten bir yazıyı anlamak için de her kelimesini biliyor olmanıza gerek yok :) Dili ne sade, ne ağırdı. Uygun diyebilirim.
Aşka inanıp inanmadığını bir türlü çözemedim Ömer Seyfettin’in, bazı hikayelerinde aşktan bahsederken çoğunda aşkı yeriyor, yerin dibine geçiriyor. Bu kısmın yorumunu size bırakıyorum sevgili okuyucular. İyi okumalar dilerim.