·420 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Nisan 2021 03:12 İçeriğinde aktaracağı bazı görüşlerine yöneltilebilecek ciddi eleştirilere maruz kalmak istemeyen, son derece naif ve mütevazı bir kişiliğe sahip olan C.G. Jung, biyografisinin yazılması taleplerini uzun yıllar boyunca, her zaman sahip olduğu nazik ve kibar üslubu ile reddetmiştir.
Yaşamının sonuna yakın artık bu talebi reddetmeme kararını vererek aslında biz, kendisine, çalışma alanlarına ve icra etmekte olduğu bilimine ilgi duyan okurlarına, büyük bir kolaylık sağlamıştır.
Şahsım ve bu incelemem adına şu noktayı özellikle belirtmek isterim ki psikoloji ve psikanaliz, benim profesyonellik alanımın dışında, tamamen kişisel merak ile yakınlaştığım bir alandır ve incelemeyi yalnızca benim gibi bu konulara merakı olan kişilere küçük de olsa bir faydası dokunması açısından yazıyorum.
Carl Gustav Jung, 1875 yılında İsviçre’de doğmuştur. Protestan bir papazın oğludur. Ailesinin ve akrabalarının içinde, babasında olduğu gibi, amcaları ve annesinin yakın akrabaları arasında da ruhban sınıfından birçok kişi bulunmaktadır. Bu durumun Jung’un ilk hayat görüşlerinin şekillenmesi süreçlerinde ciddi bir etkisi olduğunu düşünmekteyim.
Kesinliği kanıtlanmamış olmakla beraber, kendisinin de büyük olasılıkla inanmakta olduğu bir gerçek şudur ki; Carl Gustav Jung’un dedesi, büyük Alman edebiyatçısı Johann Wolfgang von Goethe’nin oğludur.
Çocukluğunun daha ilk yıllarında görmekte olduğu derin mana yüklü düşler Jung’un hayatı boyunca devam etmiş ve uyguladığı tedavilerde bu düşlerin katkısı çok büyük olmuştur. Jung düşlerin sebepsiz görülmediğini, bunların bilinçdışımızdan gelen ciddi mesajlar içerdiğini savunmuştur.
Çok küçük yaşta Latince öğrenmeye başlamıştır. İlk gençlik yıllarında Mitoloji eserlerinin tamamını okumuştur. Yine ilk gençlik yıllarında yaptığı okumalar doğrultusunda en çok Arthur Schopenhauer’dan etkilenmiştir.
Jung, kendini her şeyden önce bir doktor olarak niteliyordu ve ruhsal bir hastalığın tedavisinde, hastanın dinsel görüşünün çok önemli olduğunu biliyordu. Jung’a göre din, doğal ve yaşam için gerekli bir şeydir. “ Tüm düşüncelerim, güneşin çevresinde dolaşan gezegenler gibi Tanrı’yı merkeze alıyor. Bu çekim gücünü yadsırsam en büyük günahı işlemiş olurum” diyerek dine verdiği önemi gösterir.
Biyografinin ilk kısmında ilk psikiyatrik çalışmalarına başlayıncaya dek geçen süreçte yaşadıkları, yönelimleri, okumaları ve çalışmaları aktarılmaktadır.
İlk kısmın sonuna yakın, belki de meslek hayatı, eserleri ve keşifleri açısından en büyük önem arz eden, biraz yüreklilikle belirtecek olursam Jung’u Jung yapan şahıs olan Sigmund Freud ile ilgili anıları yer almaktadır ki bence biyografinin en önemli üç noktasından birisi buradadır.
Freud’un, Jung’un aksini iddia edip kanıtlayana dek büyük kitleler tarafından kabul görmüş yaklaşımı olan; edimlerin, yönelimlerin ve davranışların tamamının libido temeline dayanması savı, Jung tarafından kabul edilmemiştir.
Freud-Jung arasındaki öğretmen-öğrenci, abi-kardeş ve arkadaşlık-meslektaşlık ilişkilerinin sonunu da bu anlaşmazlık hazırlamıştır. Freud, ilişikilerinin bozulmasına yakın Jung’a kendi görüşlerini savunması ve deyim yerindeyse arkasında durması için ciddi bir baskı kurmuştur. Jung’un, Freud’un bu talebini reddetmesi ile ilişkileri bozulmuştur.
Biyografinin ikinci kısmı olarak adlandırılabilecek bölümünde, Jung’un yapmış olduğu gezilerde edindiği tecrübeleri, psikolojik tahlilleri ve bu tahlilleri, bulunduğu ülkedeki toplumların dini inançlarına, mitlerine ve yaşayışlarına dayandırarak aktarması konu olmaktadır.
Bu bölümde Jung’un tarih, siyaset, din, mitoloji, etimoloji ve arkeoloji gibi konulardaki engin bilgisinin bir kısmına tanık oluyoruz ki bu kısacık tanıklık bile Jung’un psikoloji ve psikanaliz alanlarındaki yerinin nasıl bu kadar önemli olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Biyografinin son bölümünde, -ki Jung, biyografisinin en önemli kısmı olduğunu belirttiği “Son Dönem Düşünceleri” bölümü buradadır-, Jung’un genel hayat görüşü ve felsefesi aktarılmıştır.
Son olarak değinmek istediğim husus bana göre bu biyografik eserin en önemli üç noktasının başında gelmektedir; bilinçdışının keşfi ve arketipler (Jung’un diğer bir söylemi ile “Asli İmgeler”).
Psikoloji ve psikanaliz ile ilgili okumalar ve çalışmalar yapmak isteyenlerin sürekli karşılarına çıkacak olan bu iki temel kavram sözlük anlamlarından öğrenilebilir, üzerine okumalar yapılabilir ya da konunun uzmanlarından dinlenebilir. Ancak bu eserdeki kadar sade ve anlaşılabilir bir dille aktarılabilir mi ya da Jung’un hayat akışı içerisinde, bu kavramları onunla birlikte tekrar keşf ederek öğrenilebildiği gibi öğrenilebilir mi, bilmiyorum.
Jung okumaları yapmak isteyenlere tavsiyem bu esere öncelik vermeleridir. Eser içerisinde Jung, hangi eserini neden, nasıl ve ne zaman kaleme aldığını da detaylı bir şekilde aktarmakta. Jung okumalarına başlangıcınız bu eser ile olursa aynı zamanda Jung’un hangi eserlerinin ilginizi çekebileceği, nasıl bir okuma sıralaması yapmanız gerektiği gibi konularda da fikir sahibi olabilirsiniz.