Valerie Solanas'ı ve SCUM manifestosunu "American Horror Story" dizisinin 7. sezonunda tanıdım. Önce diziye ait kurgusal bir karakter olduğunu zannettim fakat sonradan onun kurgu değil gerçek olduğunu anladım. Diziyi bitirir bitirmez kitabı aldım elime.
Okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor. Solanas'ın neden ve ne gibi sebeplerle bu derece korkunç düşüncelere sahip olduğunu düşünmeden edemedim. Onu erkeklere bu derece düşman eden neydi? Öfkesinde, hissettiği nefrette haklı mıydı? Çünkü çocukluğundan ölümüne kadar hayatına giren farklı erkekler tarafından gerek tecavüz, gerekse taciz, gerek haklarının ihlali, hor görülme ve daha bir çok sebepten dolayı zorluk yaşamıştır.
Kitapta erkek ve kadın yerine eril ve dişi kelimelerini kullanması da benim için ayrı bir detaydı. Bunun nedenini de toplumsal kategorileri yok sayıp sadece biyolojik determinizmle ilişkilendirmesiymiş.
Solanas, erkeğin tamamlanmamış dişi olduğunu ve hayatını bir dişi olma yolunda ilerlettiği üstünde sıkça vurgu yapmış. Ne dediğine anlam veremiyordum ta ki detayına inene kadar. Okurların çoğunda bunun böyle olduğunu düşünüyorum.
Kitapta çok fazla aşağılama var ve bu erkeklere, büyük bir titizlikle yapılmış. Korkunç bir öfke, kin, nefret volkanik bir patlama gibi dışa vurmuş. Yazarın dili çok sert. Aklından ne geçmişse olduğu gibi, çekinmeden dile getirmiş. Bu yüzden kitap anlaşılmayı zorlaştırmıyor. Yazılanların çoğunda uçuk bir nefret olduğunu düşünseniz de haklı olduğu yerlerin olduğu yadsınamaz.
Yazarın hayatını okumadan kitabı okumamanızı tavsiye ederim. Yazara nefretinden dolayı ne kadar kızmış olsam da yaşadıklarından ve ona yaşatılanlardan dolayı bu nefretinde haklı buldum.