Baş kahramanların çocuk olması nedeniyle hikayenin ruhunuza dokunacağını ilk cümlelerden hissetmeye başlıyorsunuz. Bir grup pal sokağı çocuğu ve uğruna her şeyi yapacakları, vatanımız dedikleri arsaları... Öylesine saf ve gerçek duygularla sahiplenip koruyorlar ki etkilenmemek elde değil. Her şeyi büyük bir ciddiyetle yapıyor ve aralarında oldukça resmi bir dille konuşmaktan da çok zevk alıyorlar. Ama bu ciddiyetin altında her şeyin oyun olduğu bilincine de sahipler. Arsayı korudukları düşmanlarının (diğer lisenin öğrencileri) Nemecsek'i hasta olduğu için ziyaret etmeleri ve onların yüzünden hasta olduğu için Nemecsek'in annesinin sıcak çikolata teklifine "Hayır! Biz çikolatayi hak etmedik!" deyişleri beni en çok etkileyen yerlerden oldu. Finalin nasıl biteceği sayfalar öncesinden anlaşılıyor ancak bu durum asla kitabın heyecanını kaçırmıyor. Yine aynı merakla okumaya devam ettim. Bu açıdan çok farklı bir kitaptı benim için. Son satırlarda János Boka'nın ruhen büyüdüğüne, bazı gerçekleri kavradığına şahit olmak güzeldi ama onu büyüten gerçeği hatırlamak da hüzün vericiydi.