·448 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Mayıs 2021 02:07 Kitabın dilinin sadeliği ile aktarmaya çalıştığı anlamın derinliğinin oluşturduğu tezatlık bu kitabı değerli kılan en güzel nokta kanımca.
Kitabın en akılda kalan cümlelerinden olan ''İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.'' cümlesindeki metafor pek kimse tarafından yakalanmamış gördüğüm kadarıyla. Saksağanı vurmak neden bir suç değil de bülbülü öldürmek bir suç bir düşünmek gerek.
Ayrıca kitapta ırkçılık sanırım herkesin gözünden ayrı ayrı anlatılıyor. Ana konu olan beyaz-zenci ayrımının yanı sıra Atticus'un çocuklarını üstün olarak görmesi, Alexandra Hala'nın kadının toplumdaki yeri hakkındaki düşünceleri ve en iyisi de iki kardeşin Öcü Radley hakkındaki düşünceleri. Görmedikleri, tanımadıkları bir kişi için gereksizce korku duymaları. Bir yorumda Öcü Radley'in hikayeye hiçbir katkısı olmadığını söylemiş birisi. Bir de bu gözden bakın derim. Bilmediğin bir şeyden korkarsın. Bu da bir çeşit önyargıdır.
Kitabı okurken Jem ve Scout kardeşlerle beraber büyüyorsunuz sanki. Irkçılığın yaşamın her yerinde olduğu bir hayatı adım adım keşfediyorsunuz. Bunlar olurken bu iki kardeşin ve arkadaşları Dill'in kasabada nasıl vakit geçirdiğini, oynadıkları oyunları okurken resmen bir çocuk olup başlıyorsunuz onların yanında 1930'ların Amerika'sını çocukların gözünden keşfetmeye. Kitabın tek kötü yanı ilk 20-30 sayfasındaki oldukça gereksiz (ya da benim kaçırdığım detaylar yüzünden gereksiz bulduğum) Finch ailesinin tarihinin anlatıldığı bölüm. Açıkçası kitabı az daha bırakıyordum...Aman diyim. İyi okumalar :)