Russell, eserini din ile bilim arasındaki üç farklı yaklaşımdan bir tanesi olan çatışmacı yaklaşım üzerine bina etmiştir. Ona göre, iki disiplin arasındaki ilişki bir savaştan ibarettir. Hatta bu savaşım ilkesi, din ile bilim arasında değil; din ile bilim adamları arasındadır. Fakat, eserin bina edildiği on bölümlük iskelet genel itibarıyla din adamları ile bilim adamları arasındaki çatışmadan beslenmektedir. Dinin, üç ana ögesi olan kurum (kilise), kişi ve kişisel töreler ilkelerini tarihi anekdotlarla destekler ve psikolojik ve epistemolojik yaklaşımlarla beslemektedir de. Ana hatlarıyla oldukça başarılı bir eser ortaya koyduğunu kabul etmemek haksızlık olmakla birlikte yarattığı genel kabullerden de ayrılmayışı bazı mantık hatalarını doğurmaktadır. Eserin felsefesinde Russell mutlak surette Hume’un bilgi felsefesinden ziyadesiyle etkilenmiştir. Nitekim Hume, dinin kognitif (bilişsel) bir temelinin olmaması halinde kabulünü dile getirmiştir. Benzer bir ifadeyi Russell’da da görmekteyiz. O da dinin bir dizi değil; bir duygu bütünlüğü olması halinde bilim tarafından tanıtlanamayan ve çürütülemeyen bir yapıya evrilebileceğini eserinde beyan etmiştir. Ezcümle: Russell, Gödel’den habersiz bir Hilbert gibi oldukça katı çizgilerle kaliteli bir eser nakşetmiştir insanlığa ve çağlara...