Birçoklarının ve çoğunlukla okumuşların yaptığı gibi yaşamdan şikayet etmek bana yakışmaz. Yaşamış olmaktan pişman değilim, zira boşuna doğduğumu düşünemeyeceğim şekilde yaşadım.
Modern mezarlığa hoş geldiniz; hani şu her sabah kart basıp akşamına "mutluluk" satın aldığımızı sandığımız o devasa, ışıltılı toplu mezara. Alain Badiou, Gerçek Mutluluğun Metafiziği adını verdiği bu incecik ama zehirli kitabıyla tam da buraya, o sahte konfor alanımızın orta yerine dalıyor. Hacmi küçük, derdi büyük bir mevzu bu. Adam resmen piyasa ekonomisinin, kariyer planlarının ve o bitmek bilmeyen "güvenlik" masallarının suratına okkalı bir tokat aşk ediyor. Bizim o uysal, evcilleştirilmiş, sistemin suyuna giden zavallı bireyliğimizi alıyor; altını oya oya içinden hakiki bir "Özne" çıkarmanın derdine düşüyor. Çıkarabilir miyiz peki? Şüpheliyim ya, neyse.
Dünya dediğin yer zaten baştan aşağı bir itaat okulu, bunu hepimiz biliyoruz. Ekonomi politik falan derken iki büklüm olmuşuz, ruhumuzu üç kuruşluk mesleki güvence hesaplarına meze yapmışız. Badiou tam da bu noktada damardan giriyor işte: "Ulan" diyor mealen, "gerçek mutluluk dediğin şey ince hesaba gelir mi hiç?" Gelmez tabii. Ama biz ne yapıyoruz? Gitgide daha erken yaşlarda başlıyoruz o şüpheli güvencelerin peşinde takla atmaya. Risk almaktan, tesadüflerin o tekinsiz ama büyüleyici karanlığına sapmaktan ödümüz kopuyor. Filozofun dediği gibi, her şeyi uydurmuşuz istihdam piyasasının o leş yapısına. Sonra da akşamları evde oturup, o uyuşturulmuş zihinlerimizle mutlu olduğumuza ikna etmeye çalışıyoruz kendimizi. Yersen.
Kitabın en can alıcı, en pesimist damarıma dokunan yeri de o meşhur "hakiki yaşam" mevzusu zaten. Şair Rimbaud vaktiyle "Hakiki yaşam yok" diye kestirip atmış, haksız da sayılmaz hani; şu etrafta gördüğümüz süslü yalanlara bakınca insanın inanası geliyor. Ama Badiou o kadar kolay teslim olmuyor bu karanlığa. Hakiki yaşamın mevcut olmasına karar verecek olan bizzat sensin, diyor. Yani o her köşede
Evrensel olmayan, bunun bir öznesi haline gelmeye muktedir tüm diğer insanlar tarafından paylaşılma olanağını dışlayan bir mutluluk gerçek bir mutluluk değildir.