Puan vermedi·246 syf.····Okunma: 01 Ocak 2019 00:00 Otostopçunun Galaksi Rehberi benim için tartışmamız bu zamana kadar hayatımda en çok yer edinen ve kişiliğime etki eden kitap. Otostopçu serisini ne kadar sevdiğimden bahsedecek olursam, Douglas Adams'ın komedyen arkadaşı Stephen Fry'ın Kuşkucu Somon kitabının önsözünde Otostopçu ve DNA'dan bahsettiği kısmı sizlere aktarmam yeterli olacaktır. Fry'ın Otostopçu için yaptığı bu tabir belki birçok şeye uyarlanabilir ve ileride, benim de tabirimle "Fry Teoremi" olarak kullanılabilir.
“Douglas, ender sanatçı da olduğu biçimde (Wodehouse da yine bunlara dahildir) okuyucusuna yalnızca kendisine seslenildiği duygusunu verebilmiş yazarlardandır: Sanırım bu, eğer bu itici deyimi kullanmamı mazur görürseniz onun ‘hayran tabanının’ muazzam gücünü ve ateşli karakterini bir ölçüde açıklayabilmektedir. Bir Velazquez resmine baktığımızda, Mozart dinlediğiniz, Dickens okuduğunuz ya da Billy Connolly’e güldüğünüzde, ki bunlar rastgele seçtiğim dört isimdir -bir noktayı kanıtlamak adına rastgele isimler seçmek daima büyük zaman ve düşünce gerektiren bir iştir- hepiniz rahatlıkla fark edersiniz ki bu büyük adamlar yaptıkları her şeyi dünya için yapmaktadır ve doğal olarak sonuçlar büyüleyicidir. Ama bir William Blake resmine baktığınızda ya da Bach’ı dinler, Douglas Adams okur veya (çağdaş İngiliz aktörü ve stand-up komedyeni) Eddie Izzard’ın bir performansını izlerken şöyle düşünürsünüz: Koskoca dünyada onları gerçekten anlayan tek insan muhtemelen sizsinizdir. Elbette ki kalan herkes onlara hayrandır, ama hiçbiri onlarla sizin kurduğunuz kadar gerçek bir ilişki kuramamıştır. Bunu bir kuram olarak öne sürüyorum. Douglas’ın eserleri, Bach’ın yüce sanatı ya da Blake’in yoğun kişisel evreni değildir hiç kuşkusuz, ama yine de kişisel görüşümün geçerli olduğuna inanıyorum. Bu aşık olmak gibi bir şeydir. Adams’ın özellikle hoş bir cümlesi ya da övücü veya yerici bir cümlesi gözünüze iliştiğinde, içinizden en yakınındaki yabancının omzuna dokunup bunu onunla paylaşmak duygusu geçer. Yabancı okuduğunuz satırlardan hoşlanmış görünebilir, gülebilir, ama siz kendi kendinize aslında onun cümlenin gerçek gücünü ve niteliğini sizin kadar kavrayamadığını düşünürsünüz; tıpkı anlatıp durduğunuz kıza sizin gibi arkadaşlarınızın da (çok şükür ki) aşık olmamaları gibi.
Şu anda Douglas Adams’ın, tiryakilik yaratan, kışkırtıcı, bilgelik, iyilik ve kahkaha dolu dünyasına girmek üzeresiniz. Sakın onu çiğnemeden yutmaya kalkışmayın, tıpkı Douglas’ın çok sevdiği Japon yemeği gibi hafif ve özümsemesi kolay görünür, ama ilk bakışta göründüğünden çok daha ince bir zekayı yansıtır ve çok daha besleyicidir.”