bir baş yapıt. bir dünya klasiği. bir muhteşem kitap. işte o bir Martin Eden.
ilk sayfalarından itibaren konuya dahil olup son sayfaya kadar sürükleniyorsunuz. basitlik ve sadeliğin içerisindeki derinlik ve ihtişam okuyucuyu büyülüyor. karakter ile birlikte normalde olması gereken ve gerçekte yaşananlar üzerine kah sevinip kah üzülüyorsunuz. eleştiriyor, kızıyor, mutlu oluyor, coşuyorsunuz. dolu dolu meseller ve olaylar olması ve ana karakter ile birlikte bunları incemek doyurucu bir okuma sağlıyor.
Martin Eden, adeta çamurda yetişen lotus çiçeği gibi bir karakter. parasızlıktan kırılan çevrede, kendi hayatını kazanmaya çalıştığı günlerden birinde gözünün bir burjuva kızına çarpmasıyla başlıyor her şey. kendi sefil varlığının, bedbaht yaşamının altında ezilmeden, yılmadan, usanmadan, umudunu asla kaybetmeden, tırnaklarıyla kazıyarak başarıyı yakalayan bir karakter. tökezlediği yerde kendisine ilham bulması, asla tereddüde düşmeden devam etmesi, her şeye rağmen kendisine inanması, kendisine bir güç kaynağı -ki o da 'sevgi' oluyor- bularak amaçlarına dört elle satılması beni derinden etkiledi. 'insan isterse olur' deyiminin uzun uzun yazılmış haliydi Martin Eden. çok sevdim. çok kıymetli buldum ve iyi ki şimdi okumuşum. üzerine çok şey yazmak, çok şey konuşmak isterim lakin burası bu kadar müsaade ediyor ve belki de tadında bırakıp merak ettirmek en güzeli. okuyun, okutturun bu muhteşem eseri.
son olarak, kitabın yarı otobiyografik bir kitap olduğunu düşünürsek yazar hakkında da bir çok bilgiyi barındırdığını söyleyebiliriz.
.
kitabı Nisan ayında sevgili Sakarya Kitap Kulübü ile birlikte okuduk. üzerine uzun uzun konuştuk. harika bir okuma oldu. eşlik eden her bir kitap dostuma en derin teşekkürlerimi sunuyorum.
.
ben kitabı @ithakiyayinlari ndan okudum. çevirisi şahaneydi. okuma hızını asla sekteye uğratmadı. bu açıdan da tavsiyemdir. son olarak ne olur okuyun.
.
hayatınızın kendi elinizde olduğunu asla unutmayın ve ışıltınıza sahip çıkın. en coşkulu günler sizinle olsun sevgili kitap kurtları. esen kalın