Puan vermedi·463 syf.····Okunma: 04 Mayıs 2021 15:39 Yıllardır kitaplığımda bulunan fakat okumak için hiçbir istek duymadığım bir kitaptı Angela'nın Külleri. Neden bu kadar bekledim, bunu bilmiyorum. Ancak doğru zamanda okuduğumdan da eminim.
Frank McCourt'un kendi hayatını anlattığı otobiyografik türde bir kitap Angela'nın Külleri. Otobiyografik romanları severim. Bu kitaplarda sunulan gerçek hayatın açık seçikliği beni daha çok düşündürür. Doğrusunu söylemek gerekirse Angela'nın Külleri'ni okuma zamanımın geldiğini hissettiğimde beni böyle bir hayat hikayesinin beklediğini asla tahmin etmezdim.
Amerika'da dünyaya gelen ve ekonomik kriz ardından ana vatanları olan İrlanda'ya, daha iyi bir hayat umuduyla, göç eden bir ailenin çocuğu Frankie. Daha iyi bir hayat... İrlanda'nın rutubetli havasında, uzun süre çalışmayan ve çalıştığında kazandığı üç beş kuruşu içkiye yatırıp henüz yeni girdiği işinden de olan bir babayla, evde çoğu zaman çaresiz bekleyişler içinde sızlanan bir annenin peş peşe doğan çocuklarını yaşatma çabasını ve anne babalarının gösterdiği çabadan daha güçlü bir çaba göstererek yaşamaya çalışan çocukların hayatını kelime kelime sergilenen bu kitapta izliyoruz adeta.
Yoksulluk, sefalet, umursamazlık, bencillik, pislik, hastalıklar, ölümler... Bütün bunların içinde yaşayan bu aileyi düşündükçe, yazarın kitabın ilk sayfasında kurduğu "Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım." cümlesini çok iyi anlıyoruz.
Baba Malachy devamlı içiyor, anne Angela devamlı sızlanıyor, devamlı yeni çocuklar dünyaya geliyor ve üç tanesi peş peşe ölüyor. Yokluk içinde olmalarına, sorumluluklarını yerine getirmeyen bir babaya sahip olmalarına, çeşitli acılara maruz kalmalarına rağmen hayatı seven, ailelerini seven ve onlara olan bağlılıklarını yitirmeyen çocuklar yetişiyor McCourt ailesinde. Ve o çocukların her biri gelecekte kurdukları güzel bir yaşamı birbirlerine hediye ediyorlar.
Tavsiyedir, sevgiyle.