Angela'nın Külleri Hatıralar

8,7/10  (236 Oy) · 
867 okunma  · 
211 beğeni  · 
5.728 gösterim
"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım."
Ekonomik kriz sırasında, Amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Brooklyn'de dünyaya gelen ve İrlanda'nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt'un anıları böyle başlıyor. Frank'ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela'nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank'ın hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır. Frank, babasının, İrlanda'yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle büyür.
  • Baskı Tarihi:
    2008
  • Sayfa Sayısı:
    463
  • ISBN:
    9753311748
  • Orijinal Adı:
    Angela's Ashes
  • Çeviri:
    Neşe Olcaytu
  • Yayınevi:
    Epsilon Yayınları
  • Kitabın Türü:
Aysel 
 02 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. " diyor Frank Mccourt...

Ne kadar kötü çocukluk geçirebilir ki?
Doğduğu günden beri çalışmayan baba, çocukları için endişelenen bir anneye sahip Frank Mccourt. Babası hiç çalışmaz, zar zor bir iş bulur 1 hafta çalışır, haftalığını alır ( çocuklar artık midelerine yiyecek bir şeyler girecek diye sabahlara kadar bekler, sonunda sızıp kalırlar ) barlara gidip son parasına kadar içki içer...

Ne ile mi beslenirler?
Tüm gün; ince bir dilim kızarmış ekmek ve sadece açık bir çay... Bazen o da olmaz çünkü bu seferde sobayı yakacak kömürleri yoktur. Benim burun kıvırıp yemediğim yumurta`nın hayelini kurarlar... Çikolata tadı bilmezler. İki şeyin tadını iyi bilirler: Çay ve kızarmış ekmek...

Okula gidecekler giyecekleri yoktur... Aslında 7 kardeşlerdi. Ama 3 kardeşi belli aralıklarla art arta ölür. Ne için mi? Tabii ki cevap basit... Zaten Frank da tifo`dan ve gözlerinden akan bir sıvıdan zor günler geçirir.
4 kardeş kalırlar geriye, anne ve baba. Ne mi olur?
Babaları 4 çocuğunu, karısını sefalet içinde bırakır, İngiltere`de çalışmak adıyla yokaçıkar...
Ama dikkat çeken nokta: Mccourt babasına hiç kızmaz, kardeşleri de öyle. Belki de öfkesini okuyucuya geçirmemiştir. Kitapta ki bu cümle tüm hisslerini açıklıyor kimbilir :

" Bize, Tanrı'nın üç ayrı kişinin birleşimi olduğunu öğrettiler. Babamı Tanrı'ya benzetiyorum: Sabahları gazetesini okuyan, akşamlan bizimle oturup hikayeler anlatan ve duasını yapan, bazen de viski kokarak eve gelen ve bize İrlanda uğruna ölmeye hazır olduğumuza dair yemin ettiren üç ayrı kişi sanki. O üçüncü ve kötü haline ben de çok üzülüyorum, ama ona asla sırt çevirermem. Her şeyden önce, birlikte geçirdiğimiz sabah saatleri adına bunu yapamam. Sabahki kişiliğiyle gerçek babam o. Eğer Amerika'da yaşasaydık filmlerdeki gibi, ona, seni seviyorum, baba, diyebilirdim. Ama Limerick'te bunu söylemezsiniz. Adama gülerler. Tanrı'yı, bebekleri ve yarış kazanan atları seviyorum diyebilirsiniz, ama bunların dışında sevmek sözcüğünü kullanmak biraz ahmaklığa girer. "
Zaten babası da ömrü boyunca çocuklarına hiç kötü davranmamıştır. Açlık ve sefalet dışında...

Umuda giden yolun gerçek hikayesinin sadece yolculuk aşaması " Angela`nın Külleri ".

İnternette biraz araştırma yaparken çok şaşırdım. Geriye kalan 4 kardeş çok güzel yerlere gelmişler. Senarist, yazar, oyuncu ve yine yazar :)
Kitapta okuduğum küçücük çocukların bu hallerini görünce de çok şaşırdım :)
http://www.marinatimes.com/...ial-irish-bartender/
ben en çok Malachy`i sevdim. Zaten yazarda söylüyordu :
" Herkes Malachy`i sever, benim çipil gözlerim, kafama yatmayan saçlarımla dalga geçerlerdi. " diye.

Not: Angela`a çok kızdım aslında. Anne çocukları için her şeyi göze alabilir. Zor şartlar altında bile olsa çalışır. Ama o bunu yapmıyor. Bunun yerine Frank 11 yaşında okulu atıp, zor şartlar altında çalışıyor.

Ne kadar keyifle okuyabilirsiniz bilmiyorum ama keyifli okumalar.