Angela'nın Külleri (Hatıralar)Frank Mccourt

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.619
Gösterim
Adı:
Angela'nın Külleri
Alt başlık:
Hatıralar
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
463
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753311748
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Angela's Ashes
Çeviri:
Neşe Olcaytu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epsilon Yayınları
"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım."
Ekonomik kriz sırasında, Amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Brooklyn'de dünyaya gelen ve İrlanda'nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt'un anıları böyle başlıyor. Frank'ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela'nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank'ın hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır. Frank, babasının, İrlanda'yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle büyür.
Amerika'da umduğunu bulamayan Mc Court ailesinin kendi ülkeleri olan İrlanda'ya dönüşünü ve burada yoksullukla kıran kırana verdikleri mücadeleyi bütün gerçekçiliğiyle anlatan biyografik bir roman. Biraz Christy Brown'ın Sol Ayağım kitabı tadında bir eser. Eminim Sol Ayağım'ı okuyan ve seven okurlar bu kitabı da sevecektir.

Biyografik bir roman dediğimize göre, kitabın yazarının aynı zamanda kitabın kahramanı olduğunu söylemeye gerek yok. Aslında kitabın iki ana kahramanı olduğunu söylersek de bence yanlış bir değerlendirme yapmış olmayız. Olaylara bakış açısı ile herkesi kendine hayran bırakan müthiş çocuk Frank ile kardeşi Malachy kitabın en önemli iki karakteri. Bu karakterlerin dışında, aslında iyi niyetli bir izlenim vermesine rağmen alkol bağımlılığından kurtulamayan, bütün kazandığı parayı içkiye yatıran, hatta eşinin doğum parasını bile alıp bara giden ve ailesini ihmal eden milliyetçi bir baba ile neredeyse senede bir defa doğuran ve çocukları için dilenmekten çekinmeyen hastalıklı ve fedakar bir anne, yani Angela...

Gerçekten de kitabın başından sonuna bir yoksulluk ve acı söz konusu. Bunu buram buram hissediyorsunuz. Sürekli ölen çocuklar, hastalıklar, parasızlıklar ve hor görülmeler var. Böyle olunca kitabın birçok yerinde sinirlendim, kendi kendime isyan ettim. Neden dedim. Neden bu çocuklar bu kadar kötü bir çocukluk dönemi geçirmek zorunda kaldılar dedim. Ben olsaydım bu kadarına dayanabilir miydim diye sordum kendime. Sonra oturdum ve sorularıma cevaplar bulmaya çalıştım.

Öncelikle biz insanların şunu iyi bilmesi gerekiyor bence, dünyaya bir çocuk getirmek önemli bir sorumluluğun da otomatik olarak altına girmek demektir. Şayet bu sorumluluğu alamayacağımızı düşünüyorsak, asla bir çocuğu dünyaya getirip hayatı ona zindan etmemeliyiz.

Benim için asıl meseleye gelirsem, itiraf etmeliyim ki bu kitabın 15. sayfasında bir cümlede takılı kaldım. Bu cümle bana göre kitabın anahtar cümlesi. Zira bu anahtarla girdiğim odada sorularıma yavaş yavaş cevaplar buldum. Cümleyi size açıklamadan önce kitapla ilgili biraz bilgi vermem gerekiyor... Frank'in çok fakir olan babası Malachy ile annesi Angela evlilik dışı birliktelik yaşıyorlar ve bu birliktelik neticesinde Angela hamile kalıyor. Angela'nın hamile kaldığını öğrenen kardeşleri ise Malachy üzerinde büyük bir baskı kuruyorlar ve Angela ile Malachy neticede evleniyor. Bu evlilik kararından sonra ise asıl sefalet ve zorluklar McCourt ailesi için başlamış oluyor. İşte kitabın 15. sayfasında bir kadın Angela'ya geliyor ve "Ah Angela! Onunla hiç evlenmemeliydin. Çocuğu biri evlat edinirdi, sen de özgür bir kadın olarak hayatına devam ederdin." diyor...

Yani bu kitap, bir kadın veya bir erkeğin zorla evliliğe sürüklenişinin nasıl büyük felaketlere ve acılara yol açabileceğini açıkça gözler önüne seren bir kitap. Frank'in ve tüm kardeşlerinin yaşadığı zorlukların ve hayat mücadelesinin sebebi bence yukarıda yazdığım cümlenin içerisinde gizli. Hatta Frank McCourt öylesine büyük zorluklar içerisinde büyümüş ki, "Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım." diyor.

Anlayacağınız, kitap tam bir trajediyi anlatıyor. Ancak bu trajedi anlatılırken sizi yer yer gülümsetmeyi ihmal etmiyor yazar. Hiçbir şekilde kendi hayatıyla ilgili ajitasyona da başvurmuyor. Bu haliyle, yaşanan olayların yanı başımızda yaşanıyor hissini uyandırıyor ve oldukça gerçekçi bir şekilde anlatılanları hissediyorsunuz. Sonuç olarak, manevi olarak güçsüz olduğunuzu bir dönemde okumamanızı; ama bir gün mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. " diyor Frank Mccourt...

Ne kadar kötü çocukluk geçirebilir ki?
Doğduğu günden beri çalışmayan baba, çocukları için endişelenen bir anneye sahip Frank Mccourt. Babası hiç çalışmaz, zar zor bir iş bulur 1 hafta çalışır, haftalığını alır ( çocuklar artık midelerine yiyecek bir şeyler girecek diye sabahlara kadar bekler, sonunda sızıp kalırlar ) barlara gidip son parasına kadar içki içer...

Ne ile mi beslenirler?
Tüm gün; ince bir dilim kızarmış ekmek ve sadece açık bir çay... Bazen o da olmaz çünkü bu seferde sobayı yakacak kömürleri yoktur. Benim burun kıvırıp yemediğim yumurta`nın hayelini kurarlar... Çikolata tadı bilmezler. İki şeyin tadını iyi bilirler: Çay ve kızarmış ekmek...

Okula gidecekler giyecekleri yoktur... Aslında 7 kardeşlerdi. Ama 3 kardeşi belli aralıklarla art arta ölür. Ne için mi? Tabii ki cevap basit... Zaten Frank da tifo`dan ve gözlerinden akan bir sıvıdan zor günler geçirir.
4 kardeş kalırlar geriye, anne ve baba. Ne mi olur?
Babaları 4 çocuğunu, karısını sefalet içinde bırakır, İngiltere`de çalışmak adıyla yokaçıkar...
Ama dikkat çeken nokta: Mccourt babasına hiç kızmaz, kardeşleri de öyle. Belki de öfkesini okuyucuya geçirmemiştir. Kitapta ki bu cümle tüm hisslerini açıklıyor kimbilir :

" Bize, Tanrı'nın üç ayrı kişinin birleşimi olduğunu öğrettiler. Babamı Tanrı'ya benzetiyorum: Sabahları gazetesini okuyan, akşamlan bizimle oturup hikayeler anlatan ve duasını yapan, bazen de viski kokarak eve gelen ve bize İrlanda uğruna ölmeye hazır olduğumuza dair yemin ettiren üç ayrı kişi sanki. O üçüncü ve kötü haline ben de çok üzülüyorum, ama ona asla sırt çevirermem. Her şeyden önce, birlikte geçirdiğimiz sabah saatleri adına bunu yapamam. Sabahki kişiliğiyle gerçek babam o. Eğer Amerika'da yaşasaydık filmlerdeki gibi, ona, seni seviyorum, baba, diyebilirdim. Ama Limerick'te bunu söylemezsiniz. Adama gülerler. Tanrı'yı, bebekleri ve yarış kazanan atları seviyorum diyebilirsiniz, ama bunların dışında sevmek sözcüğünü kullanmak biraz ahmaklığa girer. "
Zaten babası da ömrü boyunca çocuklarına hiç kötü davranmamıştır. Açlık ve sefalet dışında...

Umuda giden yolun gerçek hikayesinin sadece yolculuk aşaması " Angela`nın Külleri ".

İnternette biraz araştırma yaparken çok şaşırdım. Geriye kalan 4 kardeş çok güzel yerlere gelmişler. Senarist, yazar, oyuncu ve yine yazar :)
Kitapta okuduğum küçücük çocukların bu hallerini görünce de çok şaşırdım :)
http://www.marinatimes.com/...ial-irish-bartender/
ben en çok Malachy`i sevdim. Zaten yazarda söylüyordu :
" Herkes Malachy`i sever, benim çipil gözlerim, kafama yatmayan saçlarımla dalga geçerlerdi. " diye.

Not: Angela`a çok kızdım aslında. Anne çocukları için her şeyi göze alabilir. Zor şartlar altında bile olsa çalışır. Ama o bunu yapmıyor. Bunun yerine Frank 11 yaşında okulu atıp, zor şartlar altında çalışıyor.

Ne kadar keyifle okuyabilirsiniz bilmiyorum ama keyifli okumalar.
Samimi bir itirafta bulunayım. Bu kitabi Anne Frank'ın hatıra defteriyle karıştırıp aldım. Neden ve nasıl karıştırdım. İnanın bilmiyorum. Arka kapağını okusaydım, "aa bu o kitap değil" diyere bırakırdım çünkü.
Son iki günümle ilgili bu kitap dışında hiçbir şey konuşamam. Hatta su ısıtıcıyı bile okuma koltuğumun yanına yerleştirdim. Kahve yapmak için bile yerimden kalkmadım. Beni o derece yerime mıhladı.
"Fakir edebiyatı" yapmadan, fakirliğin yazıldığı bir kitap.
Kitap kapağındaki çocuk benim olsa pamuklara sarar, mini mini kavanozlara turşunu kurardım heralde.
Baba'nın problemli olması bir yana, annede de kusurlar buldum. Her zaman derim kitapta bu oldu, şöyleyken böyle diye özet içeren yorumlar yapmayı sevmiyorum.
Hissettiklerimi söylemekten yanayım. Vallahi bi daha kimseyle "içimizdeki irlandalı" diye dalga geçmiycem. Kitapta adı gecen semtleri falan araştırdım, ismi geçen kalenin fotoğraflarına baktım. Hatta kitap kapağı fotoğrafının çözünürlüğu iyi olanını bulursam bastırıp tablo yaptırmayı düşünüyorum. İyki karıştırmışım da okumuşum.
Zaten hatırat olduğundan önemli bir birincil kaynak. Dönemi ve şartlarını izlemek için de önemli bir eser. Ben inanılmaz sevdim.
Tek kelimeyle muhteşem bir kitaptı...Bir çocuğun ,kimseyle paylaşmadan tek başına bir haşlanmış yumurta yiyebilme hayalini kurmasını asla unutamam . Ona buna burun kıvırdığımız onca şeyin ötesinde ne hayatlar yaşanmış ve yaşanıyor..
Yazar Frank Mc.Court'un kendi hayatını kaleme aldığı biyografik bir roman. Biyografik romanlarını sevdiğim için bunu da ihmal etmeyip hemen okuma isteği uyandırdı bende.

Amerikali olan Mc.Court ailesi kendi ülkeleri olan İrlanda da yaşadıkları hayat zorluklarını ve çocukluğunu anlattığı bir eser.
Babalarının eve sürekli sarhoş olarak gelmesi ve hiçbir işte çalışmaması. Çalıştığında da kazandığı paraları yine içkiye yatırması. Ve böylece yoksulluklarının hep devam etmesi. Annelerinin çocuklarına karşı ilgisizliği ve belki de bu yüzden 2'si ikiz 3 tane çocuğunun hastalıktan belki de açlıktan  ölmeleri. Arada bir soruyordum kendime; "Acaba dünyada böyle anneler var mı gerçekten?" Böyle ilgilisiz, neşesiz, sevimsiz...

Frank Mc.Court'un 11 yaşında okulu bırakması ve kendine göre bir iş bulup kendini kardeşlerini geçindirmesi. En sevdiğim kitap kahramanı da "Frank" oldu zaten. Hiçbir zaman umudunu kaybetmeyen, hayata karşı direnen. Okurken üzüldüğüm kadar beni gülümseten bölümlerde oldu.
 
Yoksulluk ancak böyle yazılıp ancak böyle anlatılabilirdi. Frank Mc.Court bu konular da gerçekten usta bir yazar. Yalın ve anlaşılır bir dil kullanmış. Çok beğendim. Bu kitabın devamı "Angela'nın Külleri Umuda Doğru" adlı kitabı onu da en kısa zamanda elbet okuyacağım.

Kitabı okuduktan sonra araştırma isteği uyandırdı bende. Mesela "Shannon Nehri" yazar sürekli olarak bu nehrin zehirli olduğunu ve belki de ölen 3 kardeşinin ölümünün bu nehirden kaynaklandığını düşünmesi. Ve daha birçok araştırma... 

Biyografi romanlarını seviyorsanız okuyun derim. Muhteşem bir kitap. Okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum. Kitapla kalın..
Yazarın kendi hayatını kaleme aldığı kitapta; yaşadığınız zorlukların yazarın yaşadığı dönemdeki zorluklar karşısında ne kadar basit kaldığını görüyorsunuz. Sahaf arkadaşımın mutlaka okumalısın diye önermesinin ne kadar da yerinde olduğunu gördüm.
Yokluk ve çaresizliğe rağmen hayata tutunmak nasıl olur diye sorarsanız ertelemeden okumanızı öneririm. Pulitzer ödüllü kitap ruhunuza ve yüreğinize dokunacak. Duygulanarak ve bazı satırlarda da ince esprilere tebessüm ederek okuyacaksınız. Kitaplarla kalınız...
İlk başta okumayı hep ertelediğim(sanırım ismini beğenmedim),ama okuyunca niye ben bu kitabı daha önce okumadım dediğim bir kitap...Hatta sonra ikincisini de hemen okuduğum bir kitap.Gerçekten çok güzel bir kitap...İrlanda 'da fakir bir ailenin çocuğunun açlık ve benzeri şeylerle verdiği sınav.Ve sonra kendi mucizesini yaratarak Amerika' ya kadar uzanan yolculuk,üniversite ve öğretmenlik... İkinci kitabını da okumanızı tavsiye ederim...Özellikle bulabildiğinde balık ve kızarmış patates yemesini anlatışı,tasvir edişi aklımdan çıkmıyor...
Beni ağlatan bir kitaptı. Bir çocukluğun bundan daha kötüsü olabilir mi diye sorgulattığı okurken elinizdekilerin değerini bir kez daha anladığınız bir kitap. Frank'ın bizim için küöük onun için büuük olan hayalleri içinizi acıtıyor.
Nasil sarsilmiştim okurken.çocukluğa dair herşey beni derinden etkiler ama bu kitapta yazılanlar çok ağlatmişti.ara ara aklıma geliyor kitap.hikayeyi hiç unutamiyorum.bu kitabi mutlaka okuyun.
mutlu bir çocukluğun pek kayda değer bir yanı yoktur zaten.sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da mutsuz bir İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir ....bayıldımm
Bu kitap gerçekten muhteşem.100 puan olsa verirdim.İnsanın böyle bir hayat yaşaması ve bunu kaleme alması gerçekten çok etkileyici:-) Çok zor bir çocukluk geçirmiş ama umudunu hiç kaybetmemiş.İsterim ki herkes böyle umudunu kaybetmeden yaşayabilsin:-)
Lise yıllarında okuyup çok etkisinde kaldığım bu kitabı, devamı ile birlikte yakın zamanda tekrar okuma şansı buldum ve beni neden o kadar çok etkilemiş olduğunu daha iyi anladım. Kitapta okuyucuyu çok zor bir hayat hikayesi beklemekte; ancak yazarın anlatım yeteneği o kadar güçlü ve iyi ki bu zoru müthiş bir mizah anlayışı ile aktardığı için sıkılmadan bir çırpıda okutuyor kendini kitap. Hem yazarı tanımak hem de İrlanda'nın yakın tarihindeki acıları, sefaleti anlayabilmek için kesinlikle tavsiye ediyorum.
" İnsan ölmüş anneannesinin elbisesini giyer mi hiç? Üstelik erkekse?
Ama ısınmak için neden giymesin?.. "
Rahipler, rahibeler bize İsa'nın da fakir olduğunu ve bunda utanacak bir şey olmadığını söylüyorlar. Ama kendi evlerinde viskiler, şaraplar, domuz etleri, yumurtalar gırla gidiyor
Frank Mccourt
Sayfa 397 - Epilon - 6. Baskı - 1999
"Kız çocukları çok tatlı oluyorlar değil mi? Oğlanlar da harika, ama insan hep bir kız çocuğu istiyor. "
" Kaç yaşındasın, oğlum? "
" On beş buçuk, Mrs. Finucane. "
"Her türlü aptallığı yapacak kadar genç, ama doğruyu bilecek kadar yaşlı sayılırsın. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Angela'nın Külleri
Alt başlık:
Hatıralar
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
463
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753311748
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Angela's Ashes
Çeviri:
Neşe Olcaytu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epsilon Yayınları
"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım."
Ekonomik kriz sırasında, Amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Brooklyn'de dünyaya gelen ve İrlanda'nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt'un anıları böyle başlıyor. Frank'ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela'nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank'ın hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır. Frank, babasının, İrlanda'yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle büyür.

Kitabı okuyanlar 955 okur

  • emre
  • Ayşe Deniz
  • Hiç Kimse
  • Nada güneş
  • Funda Efe Demirci
  • şirvan
  • Beyza
  • Ceyda Akbaş
  • Kumru
  • Ezgi Özkan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.8
14-17 Yaş
%1.7
18-24 Yaş
%9.5
25-34 Yaş
%27.5
35-44 Yaş
%39.6
45-54 Yaş
%15.9
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%86.1
Erkek
%13.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.6 (90)
9
%28.1 (73)
8
%23.1 (60)
7
%9.2 (24)
6
%3.8 (10)
5
%0
4
%0.4 (1)
3
%0.4 (1)
2
%0
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları