Frank Mccourt

Frank Mccourt

Yazar
8.6/10
796 Kişi
·
3.088
Okunma
·
138
Beğeni
·
4.452
Gösterim
Adı:
Frank Mccourt
Unvan:
İrlanda Asıllı, Amerikalı Öğretmen ve Pulitzer Ödüllü Yazar
Doğum:
Newyork, Broklyn, 19 Ağustos 1930
Ölüm:
Manhattan, New York, ABD, 19 Temmuz 2009
Francis "Frank" McCourt, (d. 19 Ağustos 1930 - ö. 19 Temmuz 2009) İrlanda asıllı, Amerikalı öğretmen ve Pulitzer ödüllü yazar. McCourt'ı tüm dünyaya tanıtan eseri Angela'nın Külleri'dir.

Hayatı
NewYork, Broklyn'de doğdu ancak küçük yaşta ailesi ile beraber İrlanda'ya geri döndü. Frank McCourt 11 yaşındayken babası onları terk etti. Ailesine, özellikle de annesine yardım etmek isteyen Franky 13 yaşında eğitim hayatına veda etti. 19 yaşında Newyork'a gittikten ve askerliğini yaptıktan sonra yarım kalan eğitim hayatına NewYork üniversitesin'de devam edebildi.
Rahipler, rahibeler bize İsa'nın da fakir olduğunu ve bunda utanacak bir şey olmadığını söylüyorlar. Ama kendi evlerinde viskiler, şaraplar, domuz etleri, yumurtalar gırla gidiyor
Frank Mccourt
Sayfa 397 - Epilon - 6. Baskı - 1999
" Kaç yaşındasın, oğlum? "
" On beş buçuk, Mrs. Finucane. "
"Her türlü aptallığı yapacak kadar genç, ama doğruyu bilecek kadar yaşlı sayılırsın. "
...bize Paskalya perhizinde nelerden vazgeçmemiz gerektiği konusunda vaazlar veriyorlar. Paskalyasına da başlarım! Ömrümüz oruç tutmakla geçiyor zaten.
Frank Mccourt
Sayfa 397 - Epilon - 6. Baskı - 1999
463 syf.
·4 günde·10/10
Okuduğun kitabın gerçek hayattan esinlendiğini bilmek insanı mutlu eder. Bu yüzden biyografilere bir ayrı düşkünlüğüm var.

İrlanda asıllı, Amerikalı öğretmen ve Pulitzer ödüllü yazar. McCourt'ı tüm dünyaya tanıtan eseri Angela'nın Külleri'dir.


Frank McCourt'un bu anı kitabının ilk cümlesi şöyledir: "Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. Kötü bir çocukluktu; mutlu bir çocukluğun pek kayda değer yanı yoktur zaten. Sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da, mutsuz bir İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir. Bundan da kötüsü mutsuz bir İrlandalı Katolik çocuk olmaktır."

Frank, dünyada hüküm süren Büyük Ekonomik Buhran sırasında İrlanda'dan Yeni Dünya'ya gelmiş olan bir göçmen ailesinin çocuğu olarak New York'un Brooklyn bölgesinde dünyaya gelir. Ancak aile bu ülkede geçimini sağlayamayınca daha iyi bir yaşam umuduyla kendi ana vatanları olan İrlanda'ya geri dönerler. İrlanda'nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank'in alkolik babası burada da iş bulamaz ve ailesini geçindiremez. IRA destekçisi Kuzey İrlandalı bir baba ile Güney İrlandalı bir anneden dünyaya gelen Frank'in babası girdiği hiçbir işte dikiş tutturamayan alkolik, küfürbaz biridir. Annesi Angela ise ev hanımıdır. Frank'in çocukluğu İngiliz-İrlandalı, Katolik-Prostestan çekişmesi, IRA, yoksulluk ve kardeşlerini kaybetmenin acısıyla geçer. Fakat yazar, anı türünde yazdığı romanında tüm bunları okuyucuya esprili ve alaycı bir üslupla aktarmaktadır.

Limerick'in nemli havası, aç ve sefil gururlu insanlar....
Mutttlaka okumanız gereken bir biografi ,bir insanin hayati nasil acı içinde geçermiş,,açliktan ölen küçük kardeşler, iyi kalpli ve çocuklarini seven bir baba ama ayni zamanda da içki düşkünü ve tüm parasini ickiye veren bir baba...tüm bunların arasında hayatta kalmak için mücadele veren çocuklarla birlikte onlari "yaşatmaya" caliwan anne ....hem gülecek hem duygulanacaksiniz.

Belki de bu kitabı okurken bazıları babalarını görecek, bazıları annelerini, bazıları geçmiş zor yaşantılarını...
463 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. " diyor Frank Mccourt...

Ne kadar kötü çocukluk geçirebilir ki?
Doğduğu günden beri çalışmayan baba, çocukları için endişelenen bir anneye sahip Frank Mccourt. Babası hiç çalışmaz, zar zor bir iş bulur 1 hafta çalışır, haftalığını alır ( çocuklar artık midelerine yiyecek bir şeyler girecek diye sabahlara kadar bekler, sonunda sızıp kalırlar ) barlara gidip son parasına kadar içki içer...

Ne ile mi beslenirler?
Tüm gün; ince bir dilim kızarmış ekmek ve sadece açık bir çay... Bazen o da olmaz çünkü bu seferde sobayı yakacak kömürleri yoktur. Benim burun kıvırıp yemediğim yumurta`nın hayelini kurarlar... Çikolata tadı bilmezler. İki şeyin tadını iyi bilirler: Çay ve kızarmış ekmek...

Okula gidecekler giyecekleri yoktur... Aslında 7 kardeşlerdi. Ama 3 kardeşi belli aralıklarla art arta ölür. Ne için mi? Tabii ki cevap basit... Zaten Frank da tifo`dan ve gözlerinden akan bir sıvıdan zor günler geçirir.
4 kardeş kalırlar geriye, anne ve baba. Ne mi olur?
Babaları 4 çocuğunu, karısını sefalet içinde bırakır, İngiltere`de çalışmak adıyla yokaçıkar...
Ama dikkat çeken nokta: Mccourt babasına hiç kızmaz, kardeşleri de öyle. Belki de öfkesini okuyucuya geçirmemiştir. Kitapta ki bu cümle tüm hisslerini açıklıyor kimbilir :

" Bize, Tanrı'nın üç ayrı kişinin birleşimi olduğunu öğrettiler. Babamı Tanrı'ya benzetiyorum: Sabahları gazetesini okuyan, akşamlan bizimle oturup hikayeler anlatan ve duasını yapan, bazen de viski kokarak eve gelen ve bize İrlanda uğruna ölmeye hazır olduğumuza dair yemin ettiren üç ayrı kişi sanki. O üçüncü ve kötü haline ben de çok üzülüyorum, ama ona asla sırt çevirermem. Her şeyden önce, birlikte geçirdiğimiz sabah saatleri adına bunu yapamam. Sabahki kişiliğiyle gerçek babam o. Eğer Amerika'da yaşasaydık filmlerdeki gibi, ona, seni seviyorum, baba, diyebilirdim. Ama Limerick'te bunu söylemezsiniz. Adama gülerler. Tanrı'yı, bebekleri ve yarış kazanan atları seviyorum diyebilirsiniz, ama bunların dışında sevmek sözcüğünü kullanmak biraz ahmaklığa girer. "
Zaten babası da ömrü boyunca çocuklarına hiç kötü davranmamıştır. Açlık ve sefalet dışında...

Umuda giden yolun gerçek hikayesinin sadece yolculuk aşaması " Angela`nın Külleri ".

İnternette biraz araştırma yaparken çok şaşırdım. Geriye kalan 4 kardeş çok güzel yerlere gelmişler. Senarist, yazar, oyuncu ve yine yazar :)
Kitapta okuduğum küçücük çocukların bu hallerini görünce de çok şaşırdım :)
http://www.marinatimes.com/...ial-irish-bartender/
ben en çok Malachy`i sevdim. Zaten yazarda söylüyordu :
" Herkes Malachy`i sever, benim çipil gözlerim, kafama yatmayan saçlarımla dalga geçerlerdi. " diye.

Not: Angela`a çok kızdım aslında. Anne çocukları için her şeyi göze alabilir. Zor şartlar altında bile olsa çalışır. Ama o bunu yapmıyor. Bunun yerine Frank 11 yaşında okulu atıp, zor şartlar altında çalışıyor.

Ne kadar keyifle okuyabilirsiniz bilmiyorum ama keyifli okumalar.
463 syf.
·10 günde·8/10
Amerika'da umduğunu bulamayan Mc Court ailesinin kendi ülkeleri olan İrlanda'ya dönüşünü ve burada yoksullukla kıran kırana verdikleri mücadeleyi bütün gerçekçiliğiyle anlatan biyografik bir roman. Biraz Christy Brown'ın Sol Ayağım kitabı tadında bir eser. Eminim Sol Ayağım'ı okuyan ve seven okurlar bu kitabı da sevecektir.

Biyografik bir roman dediğimize göre, kitabın yazarının aynı zamanda kitabın kahramanı olduğunu söylemeye gerek yok. Aslında kitabın iki ana kahramanı olduğunu söylersek de bence yanlış bir değerlendirme yapmış olmayız. Olaylara bakış açısı ile herkesi kendine hayran bırakan müthiş çocuk Frank ile kardeşi Malachy kitabın en önemli iki karakteri. Bu karakterlerin dışında, aslında iyi niyetli bir izlenim vermesine rağmen alkol bağımlılığından kurtulamayan, bütün kazandığı parayı içkiye yatıran, hatta eşinin doğum parasını bile alıp bara giden ve ailesini ihmal eden milliyetçi bir baba ile neredeyse senede bir defa doğuran ve çocukları için dilenmekten çekinmeyen hastalıklı ve fedakar bir anne, yani Angela...

Gerçekten de kitabın başından sonuna bir yoksulluk ve acı söz konusu. Bunu buram buram hissediyorsunuz. Sürekli ölen çocuklar, hastalıklar, parasızlıklar ve hor görülmeler var. Böyle olunca kitabın birçok yerinde sinirlendim, kendi kendime isyan ettim. Neden dedim. Neden bu çocuklar bu kadar kötü bir çocukluk dönemi geçirmek zorunda kaldılar dedim. Ben olsaydım bu kadarına dayanabilir miydim diye sordum kendime. Sonra oturdum ve sorularıma cevaplar bulmaya çalıştım.

Öncelikle biz insanların şunu iyi bilmesi gerekiyor bence, dünyaya bir çocuk getirmek önemli bir sorumluluğun da otomatik olarak altına girmek demektir. Şayet bu sorumluluğu alamayacağımızı düşünüyorsak, asla bir çocuğu dünyaya getirip hayatı ona zindan etmemeliyiz.

Benim için asıl meseleye gelirsem, itiraf etmeliyim ki bu kitabın 15. sayfasında bir cümlede takılı kaldım. Bu cümle bana göre kitabın anahtar cümlesi. Zira bu anahtarla girdiğim odada sorularıma yavaş yavaş cevaplar buldum. Cümleyi size açıklamadan önce kitapla ilgili biraz bilgi vermem gerekiyor... Frank'in çok fakir olan babası Malachy ile annesi Angela evlilik dışı birliktelik yaşıyorlar ve bu birliktelik neticesinde Angela hamile kalıyor. Angela'nın hamile kaldığını öğrenen kardeşleri ise Malachy üzerinde büyük bir baskı kuruyorlar ve Angela ile Malachy neticede evleniyor. Bu evlilik kararından sonra ise asıl sefalet ve zorluklar McCourt ailesi için başlamış oluyor. İşte kitabın 15. sayfasında bir kadın Angela'ya geliyor ve "Ah Angela! Onunla hiç evlenmemeliydin. Çocuğu biri evlat edinirdi, sen de özgür bir kadın olarak hayatına devam ederdin." diyor...

Yani bu kitap, bir kadın veya bir erkeğin zorla evliliğe sürüklenişinin nasıl büyük felaketlere ve acılara yol açabileceğini açıkça gözler önüne seren bir kitap. Frank'in ve tüm kardeşlerinin yaşadığı zorlukların ve hayat mücadelesinin sebebi bence yukarıda yazdığım cümlenin içerisinde gizli. Hatta Frank McCourt öylesine büyük zorluklar içerisinde büyümüş ki, "Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım." diyor.

Anlayacağınız, kitap tam bir trajediyi anlatıyor. Ancak bu trajedi anlatılırken sizi yer yer gülümsetmeyi ihmal etmiyor yazar. Hiçbir şekilde kendi hayatıyla ilgili ajitasyona da başvurmuyor. Bu haliyle, yaşanan olayların yanı başımızda yaşanıyor hissini uyandırıyor ve oldukça gerçekçi bir şekilde anlatılanları hissediyorsunuz. Sonuç olarak, manevi olarak güçsüz olduğunuzu bir dönemde okumamanızı; ama bir gün mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
463 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Samimi bir itirafta bulunayım. Bu kitabi Anne Frank'ın hatıra defteriyle karıştırıp aldım. Neden ve nasıl karıştırdım. İnanın bilmiyorum. Arka kapağını okusaydım, "aa bu o kitap değil" diyere bırakırdım çünkü.
Son iki günümle ilgili bu kitap dışında hiçbir şey konuşamam. Hatta su ısıtıcıyı bile okuma koltuğumun yanına yerleştirdim. Kahve yapmak için bile yerimden kalkmadım. Beni o derece yerime mıhladı.
"Fakir edebiyatı" yapmadan, fakirliğin yazıldığı bir kitap.
Kitap kapağındaki çocuk benim olsa pamuklara sarar, mini mini kavanozlara turşunu kurardım heralde.
Baba'nın problemli olması bir yana, annede de kusurlar buldum. Her zaman derim kitapta bu oldu, şöyleyken böyle diye özet içeren yorumlar yapmayı sevmiyorum.
Hissettiklerimi söylemekten yanayım. Vallahi bi daha kimseyle "içimizdeki irlandalı" diye dalga geçmiycem. Kitapta adı gecen semtleri falan araştırdım, ismi geçen kalenin fotoğraflarına baktım. Hatta kitap kapağı fotoğrafının çözünürlüğu iyi olanını bulursam bastırıp tablo yaptırmayı düşünüyorum. İyki karıştırmışım da okumuşum.
Zaten hatırat olduğundan önemli bir birincil kaynak. Dönemi ve şartlarını izlemek için de önemli bir eser. Ben inanılmaz sevdim.
463 syf.
Çok etkileyici bir kitap ve ağır bir dram. Bu kadar etkileyici olmasının nedeni gerçek bir hayat hikayesi olması. Kitabı uzun bir zamanda bitirebildim. Bunun nedeni dilinin kötü olması değil, konunun çok ağır olmasıydı. Ekonomi okuyanlar, 1929 Büyük Buhranı ve bu dönemde Amerika'da başlayıp Avrupa'da devam eden ve özellikle de İrlanda'da görülen ağır şartları, yüksek işsizlik oranını ve insanların düştükleri sefaleti çokça okumuşlardır. İşte bu kitap da Büyük Buhranın yaşandığı dönemde İrlanda'da yaşayan bir ailenin yaşadığı yoksul hayata bizzat o hayatı yaşayan kişinin çocukluğu, hayalleri ve karşılaştığı zorlukları çok etkileyici bir dille anlatımına tanık olmanızı sağlıyor. Özellikle ekonomi okuyanların ve bu dönemde yaşanan zorlukları araştıranların bu kitabı okumaları gerektiğini düşünüyorum. Döneme en iyi şekilde ışık tutan nadir bir eser.
Kitaba getireceğim eleştiri ise yazarın henüz çok küçük yaşlarda olan olayları ve ikili diyalogları bile en ince ayrıntısına kadar hatırlıyor olmasının pek mümkün görünmemesi. Bu kısımların biraz kurgu olabileceğini düşünüyorum. Kitap eleştirmenlerden de zaten bu konuda bir takım eleştiriler almış.
463 syf.
·Beğendi·9/10
Tek kelimeyle muhteşem bir kitaptı...Bir çocuğun ,kimseyle paylaşmadan tek başına bir haşlanmış yumurta yiyebilme hayalini kurmasını asla unutamam . Ona buna burun kıvırdığımız onca şeyin ötesinde ne hayatlar yaşanmış ve yaşanıyor..
463 syf.
Yazar Frank Mc.Court'un kendi hayatını kaleme aldığı biyografik bir roman. Biyografik romanlarını sevdiğim için bunu da ihmal etmeyip hemen okuma isteği uyandırdı bende.

Amerikali olan Mc.Court ailesi kendi ülkeleri olan İrlanda da yaşadıkları hayat zorluklarını ve çocukluğunu anlattığı bir eser.
Babalarının eve sürekli sarhoş olarak gelmesi ve hiçbir işte çalışmaması. Çalıştığında da kazandığı paraları yine içkiye yatırması. Ve böylece yoksulluklarının hep devam etmesi. Annelerinin çocuklarına karşı ilgisizliği ve belki de bu yüzden 2'si ikiz 3 tane çocuğunun hastalıktan belki de açlıktan  ölmeleri. Arada bir soruyordum kendime; "Acaba dünyada böyle anneler var mı gerçekten?" Böyle ilgilisiz, neşesiz, sevimsiz...

Frank Mc.Court'un 11 yaşında okulu bırakması ve kendine göre bir iş bulup kendini kardeşlerini geçindirmesi. En sevdiğim kitap kahramanı da "Frank" oldu zaten. Hiçbir zaman umudunu kaybetmeyen, hayata karşı direnen. Okurken üzüldüğüm kadar beni gülümseten bölümlerde oldu.
 
Yoksulluk ancak böyle yazılıp ancak böyle anlatılabilirdi. Frank Mc.Court bu konular da gerçekten usta bir yazar. Yalın ve anlaşılır bir dil kullanmış. Çok beğendim. Bu kitabın devamı "Angela'nın Külleri Umuda Doğru" adlı kitabı onu da en kısa zamanda elbet okuyacağım.

Kitabı okuduktan sonra araştırma isteği uyandırdı bende. Mesela "Shannon Nehri" yazar sürekli olarak bu nehrin zehirli olduğunu ve belki de ölen 3 kardeşinin ölümünün bu nehirden kaynaklandığını düşünmesi. Ve daha birçok araştırma... 

Biyografi romanlarını seviyorsanız okuyun derim. Muhteşem bir kitap. Okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum. Kitapla kalın..
477 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitabı az önce bitirdim ve boşluktayım diyebilirim. Mükemmeldi tek kelimeyle. Kitabın tek kötü yanı, bir sonu olmasıydı herhalde.
Hayatta herkes belli bir yere gelmek için çabalar tabii ama yazarımız ( ve tabii ki diğer aile üyeleri ) normalden daha fazla çaba sarf etmişler. Açlık, sefalet, parasızlık, ne üstlerine bir kıyafet ne de ayaklarında bir ayakkabı. Annesini gizli gizli dilenirken gören bir çocuk, 8 yaşında babasının terk etmesiyle iyice aç kalan bir aile, çocuklarını şekerli su ile beslemek zorunda kalan ve açlıktan onları kaybeden bir anne... Sanırım bu kitap için düşünlerimin hepsini yazmak istesem, benim de bir kitap yazmam gerekicek..

Keşke kitabın yazarıyla tanışma fırsatım olsaydı. İlk kez bir kitap yazarını bu kadar kendime yakın hissettim.
Okuyun, okutun...

Yazarın biyografisi

Adı:
Frank Mccourt
Unvan:
İrlanda Asıllı, Amerikalı Öğretmen ve Pulitzer Ödüllü Yazar
Doğum:
Newyork, Broklyn, 19 Ağustos 1930
Ölüm:
Manhattan, New York, ABD, 19 Temmuz 2009
Francis "Frank" McCourt, (d. 19 Ağustos 1930 - ö. 19 Temmuz 2009) İrlanda asıllı, Amerikalı öğretmen ve Pulitzer ödüllü yazar. McCourt'ı tüm dünyaya tanıtan eseri Angela'nın Külleri'dir.

Hayatı
NewYork, Broklyn'de doğdu ancak küçük yaşta ailesi ile beraber İrlanda'ya geri döndü. Frank McCourt 11 yaşındayken babası onları terk etti. Ailesine, özellikle de annesine yardım etmek isteyen Franky 13 yaşında eğitim hayatına veda etti. 19 yaşında Newyork'a gittikten ve askerliğini yaptıktan sonra yarım kalan eğitim hayatına NewYork üniversitesin'de devam edebildi.

Yazar istatistikleri

  • 138 okur beğendi.
  • 3.088 okur okudu.
  • 31 okur okuyor.
  • 1.217 okur okuyacak.
  • 41 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları