·594 syf.····Okunma: 05 Mayıs 2021 00:42 Yazarın diğer serisi Duman ve Kemiğin Kızı’nı yıllar önce okumuştum, ortalama bulmuş olsam da Hayalci’den övgüyle bahsedilince yazara bir şans daha vermek istedim. Ve beklentimin çok üstüne çıkan bir kitap oldu.
Lazlo Strange keşişler tarafından büyütülmüş yetim bir kütüphanecidir. Kayıp şehir Hıçkırık’ın gizemleri küçüklüğünden beri Lazlo’nun düşlerini süslüyordu. Bir gün Lazlo’nun yolu; savaşçıları ile gelen kahramanla ,Tanrıkatili’yle, kesişir. Fakat Hıçkırık ile ilgili büyük bir sorun vardır.
Kitabın konusu ve yaratılan evren çok özgün, yazarı tebrik etmeliyim. Fantastik bir kitapta böyle güzel kurgulanmış, farklı bir evren okumayalı uzun zaman olmuştu. Yine de kitap oldukça durağan ilerliyor. Abartıyorum gibi gelebilir ama cidden neredeyse önemli hiçbir şey olmuyor. Bu monotonluk bazılarını rahatsız edebilir ama beni hiç etmedi. Olay ağırlıklı ilerlemediği için sürükleyici değildir diye düşünmeyin gayet akıcı okunan bir kitaptı.
Başta kitabın içine girmekte zorlanıldığı ve sonradan açıldığı söylense de benim için tam tersi oldu. Kitabın ilk yarısı mükemmeldi fakat son 100 sayfasında hoşuma gitmeyen bazı şeyler oldu. (her zamanki gibi sıla farkı, herkesin zıttıyım)
Ayrıca yazar her şeyi bol bol betimlemiş. Bu betimlemeler bir kısımda çıldırtsa da (spoilerlı kısımda bahsedeceğim) kitabın masalsı ve büyüleyici atmosferini güzelleştirmiş.
Sevindiğim diğer şey de bir sürü yan karakter olmasıydı. Lazlo ve Sarai olayların merkezinde olsa da onlar dışında bir sürü güzel karakter vardı. Lazlo’ya başta ısınmıştım ama sonlara doğru biraz uzaklaştım.(sebebi spoilerlı kısımda) Sarai’yi ise gerçekten sevdim. Tüm yaşanılanlara objektif bir gözle bakabilmesi, masumluğu ve sevgi dolu olması çok güzeldi.
Ama aşklarına laf etmeden geçmem olmaz. Bir hafta gerçekten kısa bir süreydi tutkulu birer aşık olmaları için. Şükürler olsun ki kitabın sonlarına doğru bu aşkı okuduk bu yüzden tahmin ettiğimden daha az rahatsız oldum.
Kırlangıç, Yakut ve Vahşi’yi okumak zevkliydi özellikle de Kırlangıç’a bayıldım. İyi kalpliliğini buradan hissedebildim. Minya ise baya ürkütücüydü. Nefretinin ve düşmanlığının kaynağını anlayabildim ama keşke o da insanları anlayabilseydi. Ayrıca Calixte’yi de sevdim beni bolca eğlendirdi.
Thyon Nero ise pek sevdiğim bir karakter olmadı, Lazlo’ya tavrı ve ben sizden üstünüm havası yüzünden kızsam da özünde iyilik varmış gibi hissediyorum umarım yanılmam.
>SPOILER BAŞLANGICI<
Kitabın ilk yarısının sonlarına doğru Lazlo metalin elinde leke bıraktığını fark ettiği anda Lazlo’nun da bir tanrı tohumu olduğunu anlamıştım. Kitabın en şok edici bilgisini önceden fark etmeseydim daha iyi olurdu. Ayrıca Lazlo’nun bir tanrı olduğunu öğrendiğinde “Çocukluğumdan beri bir kahraman olmanın hayalini kuruyordum ve şimdi de bir tanrıyım, herkesi kurtarabilirim harika” gibi bir tavrı vardı ve bu ondan soğumama sebep oldu.
Yazarın betimlemelerini sevdiğimi söylemiştim ama bir yerde deli etti beni. O da Sarai ve Lazlo’nun öpüştüğü bölümdü. Tam 3 koca sayfa boyunca bir öpüşmeyi betimleyecek yazar ne buldu anlamadım.
Lazlo, Eril Fane’e tanrı tohumlarını öldürmesi konusunda kızsa da başka ne yapabilirdi adam? Tanrılar yıllar boyu onlara eziyet etmiş; çocuklarını, eşlerini kaçırmış doğal değil mi nefretleri? Katliamı savunmuyorum ama adam halkının iyiliği için sorumluluğu yüklenmiş. Sırf Sarai iyi niyetli diye Lazlo’nun birden hepsinin onu gibi olmasını beklemesi ve Eril Fane’e farklı gözle bakması saçmaydı.
>SPOILER SONU<
Hayalci severek okuduğum bir kitap oldu özellikle ilk yarısına aşık olmuştum, sonlara doğru biraz bozulsa da kitabı genel olarak beğendim. 2.kitabın yorumunda önerip önermediğimden bahsedeceğim. Hemen 2. kitap olan Kabus Perisi’ne başlayacağım umarım onu da keyifle okurum.