Vedat Türkali'nin Bir Gün Tek Başına adlı şahane eserini okuyanlar Martin Eden'den de benzer şahane tatlar alacaklardır eminim. Dönem, konu, karakter yapıları çok farklı olsa da benzer özellikler ve tatlar alacağından eminim okurların.
Romanı kaç parçaya bölsek ki? Kaç bölüme ayırsak da her bölüm için ayrı bir düşünce belirtsek. Gidişattan haner verse de roman, tahmin yürütse de okuyucuya, verdiği haz paha biçilemez.
Azim mi lazım, aşk mı lazım, gurur mu, sınıf farklılığına inat insan yüceliği mi? Sonra bir boşvermişlik, bir umutsuzluk ve her şeyin kçtüye gitmeye başladığı bir anda daha kçtüsünün ne zaman geleceğini beklemek mi? Yine en kötüsünün atlatılacağı umudu ve duygusundan sonra böyle bir sonla karşılaşmanın verdiği acı mı? Martin'e tavsiyeler verebilmek, elinden tutup yüreğine ve zihnine seslenebilmek sadece benim aklımdan geçmemiştir, eminim!
İnsanların sınıf farklılıklarına dayanarak yaşamı tanımlaması, itibarın ve paranın her şeyden öte olduğu düşüncesine kapılmalarına bir isyandır Martin. Onun bağışlayıcılığına sahip olmayacağımı kesinlikle biliyorum. Eldivenlerimi çıkarır, suratlarından gelecek o 'şakkk' sesiyle onları bir kavgaya, düelloya, bir aşağılamaya boğardım. Bunun yerine kapıldığı boşvermişlik ve umutsuzluk Martin'e mal oldu.
Gerçek dünyada bu karaktere sahip birimin hikayesi ne yazık ki şu şekilde sonlanır: Hafif bir üzüntüden sonra önlerindeki yemeğe ve bir sonraki meşgale ile uğraşmaya devam etmek.