Hepimiz geçmişte yaptığımız ya da söylediğimiz bir şeyler aklımıza geldiğinde “Keşke böyle yapsaydım.” “Bunu nasıl söylemiş olabilirim ben?” diyerek kendimize kızdığımız zamanlar yaşarız. Hatta bazen olay esnasında aklımıza gelmeyen şeyler olay bittikten sonra gelir ve bunu nasıl söyledim diye yaftalanırız. Tam olarak kitabımız bunun üzerine kurulu diyebilirim.
Singer, 30-50 yaş arası yaşamının varoluşunu sorgulamaya başlayan ve geçmişte yaptığı iki hatayı hatırlayan bir kütüphaneci. Oldukça içine kapalı, pasif bir karaktere sahip. Biraz fazlasıyla ruhsuz, okurken sıkılmanız mümkün ama karakter yüzünden. Aslında bu kişilikteki bireyler toplumda içimizde çok fazla var biz farkında değiliz. Hepimizin içinde bir Oblomov olduğu gibi, hepimizin içinde yatan bir Singer var. Yazar biraz da onların sesi olmuş bu kitapla.
Kendisi görünmez olmaya, tutumlu olmaya, sosyalleşmemeye kendisini tamamen kapatmış. Aslında yaşamamaya yemin etmiş gibi.
Bana biraz ilginç geldi eser, kapağına vurulduğum için temin etmiştim ama yine de sevdim. Bir Oblomov kadar olmasa da Singer’de benim unutamayacağım karakterler arasında.