·229 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Mayıs 2020 19:46 Grigoriy Petrov tarafından yazılan bu eser, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye çevrildi. Mustafa Kemal bu kitabı okuduğunda orada geçen mücadeleye hayran kalmış ve bu güzide eserin okul müfredatlarında yer almasını istemiştir.
Bu kitap yoksulluğu, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, azimli aydın insanların önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan iş adamlarına kadar yediden yetmişe herkesin omuz omuza verdiği ve muazzam bir dayanışma örneği sergilediği Finlandiya’yı, tüm çıplaklığıyla anlatmaktadır. İklimi soğuk insanı sıcak olan İsveç ve Rusya arasında sıkışmış yüzyıllarca özgürlük hasretiyle yanıp tutuşan bir halkın hikayesi…
Önceleri 600 yıl boyunca İsveç sınırları içerisin de yer alan ve daha sonra Rus işgaline uğrayan Finlandiya kendisine has kültürünü ve dilini uzun yıllar korumaya çalışmış ve despot Rus yönetimine nazaran daha adil ve demokratik bir yönetim tarzı oluşturmuştur. Ülke de İsveç kültürü baskın olmakla birlikte İsveç dili kullanılmakta. Fin dili ise halk dili olarak kabul ediliyordu. Zamanla Rusya’ya bağlanan Finlandiya bu sefer yeni bir oluşum ile karşılaşmış. Yüzyıllarca İsveç kültürü ile yaşayan halk bu sefer aniden yeni bir oluşumun içine girince kültürel bir şok yaşadı diyebiliriz.
Finlandiya halkı ülkede bulunan aydın insanlar öncülüğünde ilk milli uyanışı başlatırken bu aydınlar içerisinde İsveçli kişilerin de olduğunu belirtmek gerekir. İlk milli uyanışın mimarlarından olan Adolf İvor Arvidsson’un şu sözü beni çok etkiledi: “Biz İsveçli değiliz, Rus olmakta istemiyoruz, o zaman Finlandiyalı olalım. Fakat bütün milli duygularla Finlandiyalı olmak için çok çalışmak gerekir.” İşte bu söz Finlandiya halkını çok derinden etkilemiş olacak ki topyekûn mücadele edip Finlandiyalı olmayı başardılar. Bunun yanı sıra bu söz bize yabancı geldi mi? Tabi ki hayır çünkü biz de aynı başarıyı kıt imkanlarla emperyalist zihniyetlere karşı gösterdik ve bağımsızlık inancını kaybetmiş tutsak olan ülkelere örnek olduk.
Aydınlar halkı örgütlemek, bilinçlendirmek ve milli duyguları açığa çıkarmak amacıyla Fin edebiyatının önemli epik eserlerinden olan Kalevala destanını derleyip topladılar. Şiir kitapları, sözlükler hazırlandı vs. Bu aydınlar Runeberg, Snelman, Lönnrot ve daha nice aydın bu mücadele baş aktör olacak isimlerdi. Her alanda çalışma yapmaya gayret gösterdiler ve özellikle Fin diline önem verdiler çünkü dil olmadan bir milletin var olması neredeyse imkansız gibiydi. “Adaletin ve eğitimin dili İsveç dili olduğu sürece, halk asla bağımsız olmayacak.” İşte bu söz her şeyi özetler niteliktedir. Dil bir milletin kültürünü aktarma aracıdır, bir milletin var olmasıdır. Ulu önder Mustafa Kemal’de bu durumdan çok etkilenmiş olacak ki Türk dilinin zenginliğini ortaya koymak ve var olmak için Türk Dil Kurumunu kuracaktı.
Finlandiya bugün tek bir millet olarak bütünleşmiş ve beraberlik içerisinde yaşıyorlarsa bunda Johan Wılhelm Snelman’ın payı çok ama çok büyüktür. Snelman iyi bir eğitim almış doçentliğe kadar yükselmiş kendisini Fin halkına adayan gerçek bir vatanseverdir. Ne yazık ki despot I.Nikolay rejimi Snelman’ın çalışmalarını sabote etmiş ve her alana sansür uygulamıştır. Snelman liberalci olarak düşünülmüş ve okuldan da uzaklaştırılmıştır. Snelman tüm olumsuzluklara rağmen pes etmemiş mücadelesine daha sıkı sarılarak devam etmiştir. Çeşitli dergiler ve gazeteler çıkartarak halka ulaşmaya çalıştı. Bu gazetelerde değinmedik konu bırakmadı ve nihayet çabasının karşılığını görmeye başlamıştı. İnsanlar Snelman’ın fikirlerini benimsiyor ve herkeste hareket etme isteği doğuyordu. Snelman’ın etkisi Fin halkı üzerinde artıyor inanılmaz reformlar gerçekleştiriliyordu. Dil reformu gerçekleşmiş, Fin dili resmi dil olmuştu. Finlandiya para birimi oluşturuldu, ilk kez Fince eğitim veren okul açıldı, demiryolları ağı genişletildi vs. Snelman 1 Haziran 1881’de vefat edip çok sevdiği Fin halkının arasından ayrıldı ancak onun fikirleri tüm Fin halkının kalbine işlemişti. Fin halkı kendisine yol gösteren kurtarıcısını asla unutmayacaktı.
Bazen çağ ötesi yazarlar ve onların yaratmış olduğu eserleri duyarız. Kimi zaman çağın ötesine seslene bilen eserler gerçek bir baş yapıt olarak kabul edilir. İşte bu eser kendi sınırlarını aşıp farklı zamanlarda farklı ülkelerde derin izler bırakmıştır. Baktığımız da Bulgaristan, Yugoslavya, Türkiye, Sırbistan ve daha nice ülkeler sayılabilir. Türkiye de on altı kez baskıya gitti. Kitabın Türkiye’nin geçiş ve modernleşme dönemine denk gelmesi kitaba olan ilgiyi daha da arttırmış.
Yeni toplumlar yeni şarkılar üretirler sözü bize devletlerin geleneksel yapısında ısrarcı olmamaları değişen dünya şartlarına ayak uydurmaları gerektiğini anlatıyor. Bu düzene uymayan devletlerin sonu hep aynıdır. Örnek olarak baktığımız da Almanya imparatorluğu, Çarlık Rusya, Roma imparatorluğu ve kendi tarihimizden olan Osmanlı imparatorluğu. Bir devletin kalkındırılması için herkesin mücadele edilmesi gerektiğini yöneticilerin adil ve halkın çıkarlarını gözetmesi gerektiğini belirtiyor. Tam da bu noktada koca bir imparatorluk kuran Timur’un şu sözü gelir aklıma; “Ülkeler kılıçlar ile alınır adalet ile yönetilir.” Evet adalet gerçekten de çok önemli ve devletlerin temel direği olan bir kavramdır zulüm ile yönetim sergileyenler tarih boyunca yok olmuşlardır. Babil krallığı, Moğol imparatorluğu ve daha nicelerini bu noktada örnek olarak verebiliriz. Toplumlar bazen karamsarlığa kapılabilir işte tam da bu zaman da halkın içinden çıkan bir kahraman halkın umutlarını yeniden yeşertiyor ve insanları yeni fikirler etrafında birleştire biliyorlardı. Her ulusun böyle bir kurtarıcısı olmuştur; Mustafa Kemal, Aliya İzzet Begoviç, Aleksander Dubcek, Mahatma Gandhi, Muhammed Ali Cinnah sadece bunlardan birkaçı. Finlandiya’da böyle bir durumdayken aydın insanlarının ve Snelman’ın etkisi ile bugünkü millet şeklini almayı başarmış. İklimi sert, verimli toprağı yok, sürekli işgale uğramış çiftçiliğin bile zor yapıldığı ülke “Bataklıklar Ülkesi”dir Finlandiya.