‘Vazgeçmek, teslim olmaktır.’
.
Rika, eşinden ayrıldığında dört çocuk annesiydi. Konforlu günlerini geride bırakıp; mücadeleye atıldığında ikinci hayatı başladı. Kendinden genç ve ‘kendisinden farklı görünen’ Waldemar ile tanıştığında ise üçüncü hayatı başladı.
Çoğu şeyin değişip- zorlaşmasına rağmen; Rika mutluydu. Hatta umutluydu.
Şimdi beş çocuk annesi, kendi işinin sahibi, güçlü bir kadındı. Ta ki savaş başlayana dek. Hiçbir zaman köşesine çekilen biri olamayan Rika, savaşta da yerinde duramadı. Onlara bir avmış gözüyle yaklaşanlara inat Rika, Yahudileri evine aldı, sakladı. Eşi Waldemar ve Sonny Boy diye çağırdıkları oğulları Waldy ile..
.
Sonny Boy gerçek bir hikaye. Köle ticareti, ırkçılık, toplama kampları kadar gerçek.
Annejet van der Zijl, bir komutanı anlatmıyor, bir lideri de. Ailesine karşı gelerek ‘ten rengine, yaş farkına aldırmadan’ birini sevebilen, din farkı gözetmeksizin herkesi kucaklayabilen, sıradan bir kadını anlatıyor. Ki eserin de çekiciliği burada başlıyor. Rika gibi kişileri düşündüğümüzde. Savaşların- ayrımların-sömürülerin arkasındaki ‘küçük’ hayatlarda başlıyor sahicilik.
.
Annejet van der Zijl kapsamlı araştırmasıyla (fotoğraflar, mektuplar, tanıklarla destekleyerek) etkileyici bir metin ortaya koyuyor. Kitabı okudukça sadece bir aile geçmişini deşmiyor; gerek Hollanda gerek sömürülen Surinam hakkında da bilgiler öğreniyorsunuz.
.
Kitabı bu günlerde okumam bir tesadüften fazlası sanırım. Ezilip, yok sayılanların; an gelip ezip, yok sayan tarafta olduğunu görmek, acı bir tesadüften fazlası. Sadece okur olarak da değil; tam tamına ‘insan olma ağrısından’..
.
Çeviride Gül Özlen yer alıyor. Kapak fotoğrafı ise babasının gözünden Sonny Boy yani Waldy -