Serinin ikinci kitabı olan Dune Mesihi Dune serisinin yazın dünyasına ve özellikle bilimkurgu yazınına kattıklarını benim daha net bir şekilde görmemi sağladı. Ilk kitabı da okuduğumda çok sevmiştim ancak bana kalırsa serinin ikinci kitabı hak ettiği ünü çok daha fazla yansıtmış. Burada bahsettiğim kurgunun iyi bir kurgu olması değil sadece. Iyi tasarlanmış bir macera, korku, gerilim öyküsünden çok daha fazlası. Herbert’in insan doğasına, siyasete, inançlara ve toplum bilincine yaptığı göndermeler, sorduğu sorular kurgu içerisine o kadar güzel yerleştirilmiş ki evrenin altında belirli felsefi temellerle karşılaşmadan edemiyorsunuz. Yazar her ne kadar din konusunu belli bir mesafeden ele almış olsa da din felsefesi, kurgusal dinler tarihi, din sosyolojisi ve din psikolojisinin ele aldığı konulara denk gelmeniz de oldukça mümkün. Islam dünyasının esintilerinin bolca yer aldığını zaten duymuşsunuzdur sanırım bu esinti Dune Mesihi’nde sadece seçilmiş kelimelerde değil, birebir yaşantılarda karakterlerin motivasyonlarında da çok daha rahat gözlemleniyor. Üstelik yazar bu kitabında karakter sayısında belli bir azaltmaya gitmiş, bu da bizim Alia gibi daha yakından tanımak istediğimiz karakterlerin içsel süreçlerine daha yakından tanıklık etmemize olanak sağlamış. Üçüncü kitabında bu tatta devam edeceğine inanıyorum. Normalde seriyi her ay bir kitabını okurum şeklinde planlamıştım ama bakalım. Beklemek zor olacak.