Kitap; Atlas okyanusunun Antioch isimli ıssız bir adasında yaşayan bir adamın hikayesi.
Nükleer bir felaket olmuş ve sonuçları bekleniyordur. Aforizmalar, meteforlar ile her şey aşırı normal ama bir o kadar da anormal görünüyordur.
Mesela yeni bir güne uyanmak muazzam bir histir, tertemiz oksijeni dolu dolu ciğerlerine çekmek muhteşemdir, ıslak çimenler çok güzeldir. Oysa bütün bunlar sıradan şeylerdir. Ama ya o son gününü yaşıyorduysa? Kitabın sonunda ise, "ölümün, insanlığın tek düşmanı olduğu" tespitini yapıyor.
Genel olarak yorumlamak gerekirse; temel olarak toplumun açmazlarına, beklentilerine ve adına medeniyet dediğimiz şeyin bir gün kesintiye uğrarsa ne olacağına dair bir öngörü olmuş. Sınıflandırmak gerekirse distopya'dan ziyade - ve finale giderken yaşananları düşününce- bir "temenniye" olmuş diyebilirim.
Maalouf gibi bize orta doğu coğrafyasının gerçek karakterlerini yansıtan bir yazardan bu kitabı okumak bana biraz acemice geldi bilimkurgu tarzında ama karakomik etkili bu eser beni o kadar da çok etkilemedi, mantık hataları olukça yüksek tepeden inme hayal ürünü olaylar çok da tad vermedi.