·110 syf.··Beğendi
···Okunma: 25 Mayıs 2021 01:07 Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bu eserinde laiklik kavramının ne olduğunu ve ne olmadığını okurlarına anlatırken, Kuran’ın işaret ettiği yönetim anlayışında laikliğin nasıl ifade edildiğini de ayetlerle ortaya koymuştur. Yıllarca okullarda öğretilen ‘laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.’ Tanımının ne kadar yetersiz olduğunun altının çizen Öztürk; laikliğin din ve inanç özgürlüğünü garanti altına alan en önemli ilke olmasının yanında, Kuran’ın Hz. Peygambere yönetim(in)de şû’ra ve beyat ilkelerini esas almasını öğütlerken herhangi bir din ve inanç ayrımı yapmaksızın, yönettiği topraklardaki herkesin görüşlerine başvurmasını emrettiğini ifade eder. Şû’ra kelimesinin müşavere, istişare gibi kelimelerle aynı kökten geldiğinden hareketle de, Kuran’ın önerdiği yönetim anlayışının ortak akıl, ortak karar verme anlayışının benimsendiği demokrasi ve Cumhuriyet yönetim biçimi olduğu ortaya konmaktadır eserde. Demokrasinin temel ilkesinin her vatandaşın eşit haklara sahip olması durumunun da ancak laik bir anlayışla hayata geçirilebileceğini söylemektedir Yaşar Nuri Öztürk.
Tüm bunların yanında, laiklik karşıtı uygulamaların aslında düpedüz Kuran dışı uygulamalar olduğunu yine ayetlerden yola çıkarak anlatan eserde, Emeviler'den başlayan ve Osmanlı Devleti'nde de devam eden siyasal İslam'ın, başka bir ifade ile 'yöneticinin Allah adına / Allah'tan aldığı yetkiyle / Allah'ın gölgesi olarak ülkeyi yönetmesi' anlayışının Kuran'ı Kerim'in bizzat yasakladığı bir uygulama olduğunu ayetlerin ispatıyla ortaya koymaktadır. Kuran'ı Kerim'in peygamberlik döneminin bittiğini söylemesinin iki şekilde yorumlanabileceğini ifade eden Öztürk, ilk yorumu İslam'ın anıt müfessirlerinden Muhammed İkbal'e atıf yaparak açıklar. İkbal'e göre bunun anlamı, insanlığın artık kendisini kendi kuvvetleriyle yönlendirebilecek bir tekâmül düzeyine gelmiş olmasıdır. İkinci yorumu ise yönetim erkinin arkasında Tanrısal veya kutsal dayanak gören anlayışın, yani teokrasi döneminin bittiği şeklindedir.
Genel bir toparlama yapacak olursak, Allah'ın son kitabı Kuran'ı Kerim, Allah'ın elçisine son kez kullarını kendisi adına, doğruya yöneltmek üzere yönetmesi yetkisini vermiştir. Allah Hz. Muhammed'den sonra hiçbir kuluna kendisi adına / kendisinin adıyla ülke yönetme yetkisini vermemiştir. Yine aynı Kuran'da Allah, Hz. Muhammed'e dahi ülkeyi yönetirken kişiler arasında ayrım gözetmeksizin ülke halkının tamamının görüş ve önerilerine başvurmasını öğütlemiştir. Sadece bu noktanın altını çizdiğimizde dâhi görmekteyiz ki; bizzat Allah indirdiği kitap ile halifeliğin, din / Allah adına (adını kullanarak) insanları yönetmeyi yasaklamıştır. İşte bu yasağın uygulama garantisi de bizzat laikliğin kendisidir. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk de, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün tabiri ile gerçek bir Müslüman, muhteşem bir müçtehit olan Mustafa Kemal Atatürk de, İslam'a hak ettiği değeri kazandırmak ve İslam'ı Batı toplumlarına rağmen yüceltmek adına Cumhuriyet'i kurmuş, halifeliği kaldırmış, Kuran'ı Kerim'i Elmalılı Hamdi Yazır'a tercüme ettirerek Türk milletinin İslam dinini anlayarak öğrenmesini ve uygulamasını hedeflemiş, ardından hadislerin derlendiği bir eser daha bastırmış ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurdurmuştur.