Seher... Karlı bir kış günü, "seni gelip alacağım" diyen, ama bir daha hiç görmediği annenin kızı Seher... Yaşarken, öksüz bırakmış babanın kızı Seher... Dedesinin yanında büyümüş, 5 yaşında dedesini kaybedince de, il il gezerek (Seher'in deyimiyle Türkü Türkü Türkiyem dönemi), yakın akrabalarının yanında, hiçbir yere ait olmaksızın -bir resim karesine bile- büyümüş Seher...
Üniversite çağında tek başınadır artık. Kendine ait düzenini kurma telaşesinde tanışırlar Kader'le. Yakın dostu olur Seher'in. Kader'in en büyük dileği, günün birinde, birlikte Hristiyanların hac yolu olan Camino de Santiago'ya yürütmektir. Ancak, Kader'in zamansız ölümüyle, bu yolculuğu arkadaşı Ogo'yla ve yolda peşlerine takılan, Şerbet adını verdikleri sevimli mi sevimli köpecikle gerçekleştirir. Aslında Seher, yürüyüşü tamamlayıp, dünyanın sonu olarak tabir edilen yere, Finisterra’ya gitme niyetindedir.
Seher, Ogo ve Şerbet sarı okları takip ede ede hedefe ulaşmak için yürüyedururken, Seher'in geçmişe dönük izlerini de terapi seanslarından öğreniyoruz, Nermin Yıldırım'ın gene zekice kurgusuyla. Böylelikle Seher'i daha da içselleştiriyoruz: yürüyüşündeki adımlarına bizim de adımlarımız ekleniyor.
Bu adımlara daha kimler katılmıyor ki? Hele Yakup Nasıl da şaşırttın bizi? Kahkahalarla güldüm şaşkınlığım arasında... Ogo zaten unutamayacağım bir adam oldu.❤ Herkesin hayatında bir Ogo olmalı dedirten cinsinden bir adam hem de.❤
Satırların arasında politik eleştirilerin olduğu da bir kitap Ev. Kadın cinayetleri, tecavüzleri, mülteciler... vb. konulara da göz kırpıyor. Belleğimizi dün bugün kavramlarındaki geçişlerle şöyle bir yokluyor. Seher'in derdini dinlerken, ekrandaki bir bot görseli, bize mültecilerin unutulmaması gereken dramını tekrar hatırlatıyor mesela. Ya Kader'in ölümü? Yok yok, cinayeti demeli, doğrusu bu! Ve dahası...
Tüm akrabalarının sevgiyle sarmaladığı, "Ev"sizliği yaşatmadığı Seher'in içinde tamamlanamayan eksikliği "ait olduğu evi" bulamaması ya da "aile olamaması mıydı?" diye düşünmeden edemiyor insan. Okuyan herkesin kendince bir yorumu olacaktır eminim.
Nermin Yıldırım'ın Unutma Dersleri'nden sonra okuduğum ikinci kitabı Ev... Feribe'den sonra Seher'i de sevdim. Aslında sevmek değil de, anlamak kelimesi daha uygun olur.
Çünkü, anlamadan bu karakterleri sevmek biraz uzak ihtimal...
Ve listeme 2 kitabını daha ekledim sevgili yazarımızın Çıkardığı yolculuklara dahil olup, Feribe'lerle, Seher'lerle dost olmak; onlarla gülmek, onlarla ağlamak, onlarla biteviye çene çalıp çoğalmak adına... Değmez mi sizce de?❤