4 tarafını başmeleklerin koruduğu evrenin merkezinde bir yerdir Kadimzamanlar... Kendi halinde akan nehirlerin, nehrin yanında kente un üreten değirmenin, ormanıyla, yol boyunca uzanan ıhlamur ağaçlarının mis gibi kokular yaydığı, mayıs böceklerinin her yaz toplandığı, "her sakininin kendi zamanının hikâyesini" yazdığı bir kent...
1914 yazında Çar'ın askerleri kente gelip, kentin sakinlerinden Michail Jozefowicz Niebieski'yi (Michal) götürmesiyle başlar hikâye... Malum savaş vardır. Her şeyin siyah, beyaz ve gri olduğu günler. Rusların mı, Almanların mı kötü olduğunu kimsenin bilmediği bir yıkım.
Toplama kampına götürülmeyenler yaşamlarına devam ederler. Sadece insanlar mı? Ya ağaçlar, meyve bahçeleri, börtü böcek? Onlar da yaşamın parçası değil mi? Topun tüfeğin ortasında kalan canlar nasıl bu savaştan soyutlanabilir ki?Neticede Polonya iki ateş arasında kalan bir yerdir: işgalcilerin sadece üniformalarının renginin değiştiği...
Kadimzamanlar'da kendi hikâyesini yazanlar arasında bizden diyebileceğimiz herkes vardır. Kocasını bilinmeze gönderen, çocuklarıyla hayata tutunmaya çalışan bir anne; ormanın içinde, insanlardan uzak ne kadar zamandır oraya kendini hapsettiği bilinmeyen Kötü Adam; savaşın acımasızlığında vicdanını yitiren Ivan Mutka; herkesin deli gözüyle baktığı, 1 kangal sucuğa bedenini satan Başak vd...
Olga Tokarczuk'un Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı oldu Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler... 1914'ten 1980'e kadarki süreçte, Polonya'nın "mitsel" bir kenti olan Kadimzamanlar'ı anlatıyor masalımsı diliyle... Savaşı arka fonda hissettirirken okuyucuya, ön planda kentin panoramasını çiziyor: "Hiçlik, zaman, modernize, fanilik üzerine düşünmeye çağırıyor"...
Büyülü gerçeklik tekniğiyle yazılmış kitapta 3 neslin hikâyesini okumak, savaş atmosferinde Kadimzamanlar kentine uğramak, Pawel'le, Misia'yla, Ruta'yla, Izydor'la, Genowefa'ya tanışmak; leylakların, ıhlamur ağaçlarının arasında gezinirken kahve öğütücüsünün ve mantar misellerinin hikâyesini dinlemek isterseniz, 2018 Nobel Edebiyat Ödülü almış bu kitabı öneririm herkese...