Anthony Burgess'in kaleme aldığı Otomatik Portakal, distopya tarzı kitaplar arasında önemsenecek derecede listelerde yerini almış bir kitap.
Kahramanımız Alex, Pete, Georgia ve Dim (Aptalof), yaşları 16-19 arasında değişen (Alex 15 yaşında ve grubun lideri); hırsızlık yapan, evlere girip içerdekilere zarar veren, tecavüz eden, adam döven, diğer çetelerle kavga eden vs... 4.lü çetedir. Hayatları "şiddet" üzerine kuruludur. Polis tarafından birkaç kez de ıslahevine gönderilmiş bu gençler arasında "liderlik" krizi başgösterir. Hırsızlık için girdikleri bir evde, itiş kakış sonucu evin sahibi kadın ölür. Arkadaşları, Alex'e kumpas kurmuştur. Polis yakalar Alex'i, suçunu itiraf ettirir. Bu esnada hapishanede de sorunlar yaşar, çünkü orada da pek çok sapık ve kötü insan vardır. Cezaevindeki rahiple iyi bir ilişki geliştirir. (Alex'in iyi bir klasik müzik dinleyicisi olduğunu da es geçmeyelim.) Vaaz esnasında rahibe çok yardımcı olur. Bu arada Alex bir deneyden haberdar olmuştur. Bu deneyle ilgili bilgi almak ister rahipten. Rahip hükümet tarafından yapılan deneye karşıdır.
Benim için kitap zaten burada başlıyor. Alex, bu deneye katılan kişinin 15 gün içinde tahliye olacağını duymuş ve hiçbir araştırma yapmadan bu deneyi kabul etmiştir. Çünkü, cezaevinden çıkıp tekrar bir çete kurmak gibi bir hayali vardır Alex'in. Alex hapisten alınır, kliniğe yerleştirilir. Klinikteki doktorlar Alex'e bundan sonra iyi bir insan olacağını söyler. Sabah-akşam, günde 2 kez LUDOVICO adlı bir madde şırınga edilir, sinema salonuna götürülür, şiddet görüntüleri eşliğinde klasik müzik dinlettirilir. Neler yoktur ki bu görüntülerde: savaş sahneleri, tecavüz sahneleri, işkenceler... Bir taraftan da Alex'in tepkisi ölçülmektedir. Her gün tekrarlanır bu psikolojik işkenceler. Günler geçer ve beklenen olur. Alex artık bu şiddet sahnelerine katlanamaz. Artık bu madde verilmemeye başlanır, aynı tepkiyi verip vermediği izlenir. Şiddet yanlısı Alex dönüşmüştür. Kan, şiddet, zulüm görünce midesi bulunan "birey" haline gelmiştir. İktidar deneyin sonucunu dört bir yana duyurmuştur.
Bundan sonrasını şiddetle okumanızı tavsiye ederek noktalıyorum.
Ama naçizane kendi fikrimi de sizinle paylaşmak istiyorum:
Kahramanımız Alex, "özgür iradeyle seçilen kötülüğün, zoraki iyilikten üstün olduğunu savunur." Bu düşünceden yola çıkarsak, bu dönüşümün asla insani bir yanı olmadığını söyleyebilirim. Bu gençleri şiddete iten sebepleri irdelemeden, asıl sorunun gençler mi, yoksa dünyayı yaşanmaz kılan biz büyükler mi olduğunu irdelememiz gerekiyor. Var olan şiddet sarmalındaki bu kaosun çözümünü böyle insanlık dışı yöntemlerde mi ya da kitapta irdelendiği gibi din unsurlarıyla mı çözmeli? Sonunda her ne kadar dönüşse de Alex, asla özgür iradesi sayesinde olmadı bu ve asla "özgürleşemedi" ve bence bir bilinmeze doğru yelken açtı diyebilirim rahatlıkla...
Kitabın yazarının da çok etkileyici bir hayat hikâyesi var aslında: roman yazarı, şair, oyun yazarı, senarist, besteci, eleştirmen, dilbilimci, eğitmen, gazeteci, çevirmen... Anlayacağınız o kadar yetisi var ki, benim yazarken nefesim daraldı. Kitabın çıkış hikâyesi de çok trajik. Beyin tümörü tanısı konur Burgess'e, ameliyat edilemez ve 1 yıl ömür biçilir. Ailesinin geçimini sağlamak için, 12 ay içinde 5 buçuk roman yazdıktan sonra teşhisin yanlış konulduğu anlaşılır.
Ayrıca yazar, 1961 yılında Sovyetler Birliği'ne ziyaretten sonra, var olan rejimden etkilenerek romandaki totaliter dünyayı yarattığı da söylentiler arasındadır.
Distopya tarzı kitap özelliği taşısa da, karanlık bir dünyadan çok, argo kelimeler ön planda kitapta. Kitabı yarıda bırakma isteği de buradan kaynaklanıyor zaten. Dilbilimci özelliği kitap için yarattığı dille kendini hissettiriyor, aynen klasik müzik öğelerini kitap boyunca hissettiğiniz gibi. Kitabın dilini, Rusçaya benzer, Slav kökenli kelimelerden oluşan Nadsat diliyle taçlandırmış yazar. Alex ve arkadaşlarının konuştuğu argo, sokak dili yani... Tabii ki bunlar ulaşabildiğimiz kaynaklardan beslendiğimiz bilgiler.
Evet dostlar son sözü yazarımıza bırakalım:
"Otomatik Portakal'da anlattığım, aslında tam o dönemlerde (1960'ların başı) yaşananlardı. Sadece araya biraz masal koydum. Gelecek hakkında yazmak istiyorsanız, o günlerde olanları hayal gücünüzle birleştirmeniz yeterli..."
İyi okumalar