Puan vermedi·212 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2021 03:15 insancıklar, bilindiği üzere yazarı ünlü yapan ilk eseri ve dostoyevski bu eserini henüz 24 yaşında iken kaleme almış. mektup-roman tarzında yazılmış olan bu kitap, rusya’nın ezilen, hor görülen alt sınıf insanlarını anlatıyor. eminim ki okuyan – ben de dahil olmak üzere – hemen herkes ruhunun daraldığını, yaşanan o bunalımı ve sefaleti kendisi de iliklerine dek hissetmiştir.
okurken her seferinde beni gülümseten tek şey mektupların başındaki hitap biçimleri oldu; anacığım, meleğim, velinimetim, sizin olan… iki insanın ellerinde hiçbir şey olmamasına rağmen birbirlerine duydukları o büyük sevgi ve yoksullukları var mektuplarda. makar devuşkin, oldukça yoksul bir memur – katip – ve her ne kadar bundan şikayet etmiyor olsa da altı delinen botlarından, üzerindeki giysinin kopan düğmesinden utanacak kadar gururlu biri olduğunu görüyoruz. çalıştığı yerde bile fakirliğinden ötürü fark edilmekten ve yoksulluğunun “çevreye” verdiği rahatsızlıktan dolayı çekiniyor. varvara dobroselova ise ufak yaşta babasını kaybedip annesi ile yoksulluk içinde yaşamış, onun da ölümünden sonra bir başına hayata tutunmaya çalışmış hasta, genç bir kız.
varvara ile makar’ın birbirlerine olan sevgileri kitap okunmadan anlaşılabilecek gibi gelmiyor bana. makar, o yoksulluğun içinde, kirasını dahi ödeyemezken - tamamen beklentisiz bir şekilde - sırf o mutlu olsun diye varvara’ya şekerler gönderip onun yüzünü güldürmek için çabalayan ve bunu da toplum baskısından ötürü varvara’yı dilediği gibi ziyaret bile edemezken yapan bir insancık.
“para değil beni öldüren, bütün bu yaşam kaygıları, bütün bu fısıltılar, gülüşler, şakalar.”
temel ihtiyaçlarını dahi zor karşılayan ve hem yoksullukla hem de insanların alaycı tavırlarıyla baş etmek zorunda kalan bu insanlar nasıl olup da ayakta kalabiliyorlar anlamak güç. yüz yetmiş altı yıl önce yazılmış bir kitabınsa hala günümüz insanlarını yansıtıyor olması gerçekten üzücü. biz değil miyiz iyi görünmek için cebimizde olmayanı bile harcayan? çoğumuz eskimiş bir ayakkabıyla sokağa çıkmaktan bile gocunuyoruz, sırf dışarıdan iyi görünmek uğruna ihtiyacımız dahi olmayan bir ton şeye sahip olmaya çalışıyoruz. makar’dan pek bir farkımız yok aslında, sadece daha iyi şartlarda yaşayan insancıklarız biz de. öyle keyifle okunacak bir kitap değil belki ama hayatı anlamak adına okunması gereken kitaplardan biri bence.