·500 syf.····Okunma: 26 Mayıs 2021 22:00 Kumral Ada Mavi Tuna’yı yıllar sonra tekrar elime aldım. Buna vesile olan ise geçmişe duyduğum özlem ve sevgi ile kendime olan merakımdı. Bu eseri ilk okuduğumda YGS/LYS sınav stresinden yeni kurtulmuş, üniversite hayatına alışmaya yeni başladığım günlerdi. Üniversitenin kütüphanesinde dolaşırken bu kitapla karşılaşmış, uzun zamandır okumak istediğim bir eser olduğu için hemen ödünç almıştım. Üniversitede okuduğum ilk kitap olduğundan benim için yeri ayrı. Sanıyorum ki yeni bir ortamın heyecanı, yeni arkadaşlıkların başlangıcı ve bugüne göre daha pozitif olan bakış açım sayesinde bu kitabı çok sevmiştim. Ama şu an fark ediyorum ki hayata bakış açım oldukça değişmiş ve benim için bu eser aslında çok sevdiğim bir eserden çok orta halli bir esere olmuş. Yine de okunmaya değerdi. Okurken aynı duyguları yaşamam mümkün değil elbette. Ama o zaman ki Reyhan’a bir selam vermiş gibi hissettim.
Eserin adından da anlaşıldığı gibi Tuna ve Ada’nın hikâyesini okuyoruz. Geçmiş ve şu an arasında gidiş gelişlerle ilerleyen eser ayrıca bir iç savaşı da konu alıyor. Eserde en sevdiğim nokta ise bu gidiş gelişler oldu. Bu sayede benim için daha akıcı bir hal aldı.
Eserde sevmediğim nokta ise sürekli birlerinin başkalarına duyduğu bitmek bilmeyen hayranlığı idi. Biraz gerçekçi yaklaşırsam ben bir insanın başka bir insana duyulan hayranlığının yıllarca süreceğine inanmıyorum. Çocukluklarını bildiğimiz bu karakterler birbirlerine hayran ve nedense bu hayranlık otuzlu yaşlarına kadar sürmüş. Yıllar geçtikçe insanlar yeni şeyler öğrenmeye devam eder, sürekli kendini geliştirir, hiçbir çaba içerisine girmeden bile oturduğu yerde sadece düşünerek birçok konuda farklı bakış açıları geliştirebilir. Böylece insan eleştirmeyi öğrenir. Hiçbir insan dört dörtlük değildir. Bu yüzden hayran olunan insanla her zaman ortak noktada buluşmak veya ben ona hayranım her söylediği doğrudur demek bana bağnazca geliyor. Evet bir insanı idol olarak görmek veyahut çok sevmek mümkün ama bu yıllarca kör kütük devam edecek bir durum değil. En azından ben böyle düşünüyorum. Sevdiğimiz insanlara olumlu veya olumsuz eleştiride bulunmak mümkün. Son olarak bu konuda şunu söylemek istiyorum; bazı hayranlık söylemleri o kadar çok tekrar edilmiş ki biraz sıkıldım. Artık en sonun da “Tamam anladım, mükemmel biri, tamam.” deme raddesine geldim.
Karakterlere ilk okuduğumda hayran kalmıştım, şimdi ise bu karakterlerin klişe tarafları olduğunu düşünüyorum. Bu klişe tarafları ile hikâyenin ilerleyen kısımlarında neler olacağını tahmin etmek mümkün. Elbette bir şekilde okurun merakını taze tutmayı başarmış bir eser. Özellikle Tuna’nın gözünden okuduğumuz iç savaş okuru oldukça şaşırtıyor. Bir sonraki bölümde Tuna’nın nerede olacağı veya başına ne geleceğini kestirmek epey zor oluyor. Ayrıca Tuna savaş bunalımı (shell shock) yaşamaktadır. Bu yüzden , Tuna gibi okur da gerçeklik algısını yitirebiliyor.
Son olarak şunu söylemek isterim ki her eserin bir yaşı vardır. Benim yaşım bu eser için çoktan geçmiş. Elimden geldiğince ilk okuduğum günlerin heyecanı ve hayranlığını korumayı tercih edeceğim. Eserin bendeki yeri hep aynı kalacak. Çünkü şu dört duvar arasında geçip giden günlerimde bana her zaman kötü olaylar yaşanabileceğini ama sabretmenin önemini hatırlattı. Bu yüzden tüm eleştirilerime rağmen bu esere minnettarım.
Kitapla ve saygı ile kalın :)