Okuryolu projesiyle başladığımız kitap tahlillerinde bu haftaki konuğumuz Beyazıt akman yerine ne yazık ki ben oldum ..:) Beyazıt akman Amerika'da olunca sahne bana ve diğer moderatörümüze kaldı. Kitabın üslubunu bir tarih kitabı için biraz abartı ve aşırı bulsam da bana katılmayan fikirler de mevcuttu tahlilimizde. Nitekim yazar da tarihçi değil edebiyatçı olunca makul karşılandı üslubundaki sertlik ve öznellik.
Batıya gidip "Batıdaki Türk ve İslam algısı" üzerine alışılmışın dışında bir konuyla yüksek lisansını yapan Beyazıt hocamız kitabında Fatih Sultan Mehmet'i, kalemiyle hak ettiği yere koymuş ve ona atılan iftiralardan temizlemiş. İleriki bölümlerde beni çarpan şaşırtıcı gerçekler ise Dante'nin ilahi komedyası'nın adeta "uyarlama" bir miraçname olması ve Shakespeare'deki Türkofobi (literatüre bi katkım olsun)
Fatih'i ve geçmişimizi, Osmanlıyı yücelten bir anlatım var. Bunun yanına da o hayran olduğumuz batının bizden çalıp çırptıklarıyla neler yaptığı eklenmiş. Ancak benim eleştirim şu noktada başlıyor. İbn-i Sinalar, Harezmiler, Biruniler, Ali Kuşçular vs. vs. birçok bilim insanı o dönemde bizdeydi. Avrupa bizden medeniyeti gördü, Avrupa'da Türk kıyafetleri halıları zenginlik belirtisiydi. Bunların hepsi su götürmez tarihi gerçekler ama biz hala bunlarla övünmeli miyiz? Bin sene öncesinden bahsediyoruz. O zamanlar bilim ve kültür bizdeydi, bizi benimsiyorlardı ama şimdi bizde değil. Bence artık konuşmamız gereken TEKRAR sancağı devralmak için neler yapmamız gerektiği. Tekrar Fatih Sultan Mehmet gibi 21 yaşında çağ açabilen, kaç dil, kaç ilme vâkıf insanlar yetiştirmek için yapılması gerekenler. Geçmişle övünmeyi bırakıp, yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır deyip, hem geçmiş hem de günümüzle övünmeyi düşünmeliyiz artık. Bu noktalar naçizane kitapta eksik gördüğüm yerlerdi.
Son olarak ,
"İslam'ın ilk emri 'OKU' , Müslümanlar okumadı
Hristiyanlığın ilk emri 'Sev', Hristiyanlar sevmedi
Museviliğin ilk emri 'Yaşat', Yahudiler yaşatmadı.
"
Bu coğrafyanın imtihanı okumakla sevgili okurum. Oku! Sana hisli bir yürek lazım