Puan vermedi·98 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Mayıs 2021 03:45 Kiev’den Çernobil’in radyoaktif kirliliğe uğramış özel Dışlama Bölgesi’ne
ilerliyoruz. Sürücü koltuğunun yanına radyasyon düzeyini ölçen
dozimetreler yerleştirilmiş. Onlara Çernobil’de ihtiyacımız olacak.
Fakat bu küçük sarı cihazlar daha Kiev’de bip’lemeye başlıyor. “Gama ışınları”
diyor rehberimiz Pavlo Vilçinskiy, “etrafımızı saran şehirden bize ve bu alete
ulaşıyorlar.” 0.10 µSv/s değerini gösteriyor cihaz. Yani her şey gayet normal.
Önümüzdeki iki gün içindeyse bu değerin birkaç yüz katına kadar çıktığını
göreceğiz. Nihayetinde, Ukrayna’nın kuzeyinde Lüksemburg büyüklüğünde
bir alana yayılan, yeryüzünün en kirli toprak parçalarından birine gidiyoruz.
Fotoğrafçı arkadaşım Serkant
Hekimci ve Ukrayna İstanbul
Başkonsolosluğu’nu temsilen
bize eşlik eden İgor Pasynchuk
1979 yapımı bir bilimkurgu
filminden bahis açıyor yolda:
Andrey Tarkovski’nin İz Sürücü’sü.
Bir iz sürücünün, bir yazar ve
bir profesörü yasaklı Bölge’ye
sokmasını anlatıyor ve izleyicisini
varoluşsal sorularla baş başa
bırakıyor bu başyapıt... Çernobil nükleer faciasından yedi yıl önce yansıyor
aslında beyazperdeye. Fakat onu gelecekte izleyecek olanlar, Çernobil’i önceden
haber verdiğini söyleyecek. Oysa bambaşka bir faciaya dayanıyordu bu film.
Fısıltı gazetesiyle Sovyet entelektüellerine ulaşmış bu sır gibi saklanan
olay, Kiştim Felaketi’ydi. 1957 yılında, Ural Dağları’nın doğusundaki Mayak
plütonyum işleme tesislerinde, nükleer atık dolu bir tank 70 ton TNT’ye
denk bir şiddetle patlamış ve 23 bin kilometrekarelik alan sezyum-137 ve
stronsiyum-90 ile kontamine olmuştu. Kaza sonucu 10 bini aşkın kişi bölgeden
tahliye edilmiş ve yüzlerce kişi radyasyon hastalıklarından yaşamını yitirmişti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı sonradan Kiştim’de olanları “altıncı seviye
nükleer kaza” diye sınıflandırdı. Çernobil ve Fukuşima ise daha da beterdi.
Çernobil’de gördüklerimizi ve hissettiklerimizi niteleyecek kelimeler aramak
boşa bir uğraş olacaktır. Eve döner dönmez, güneşli bir İstanbul sabahında
Tarkovski ile çıkılması üç saat süren bir dehlize giriyorum. “Dünyanın en sessiz
yeri” diye tanımlıyor Bölge’yi iz sürücü. “Çiçeklerin kokmadığı”, “tek bir ruhun
bile olmadığı” bir yer... Anlıyorum onu. Ve de Bölge’nin o tuhaf çekim gücünü