Herkese merhabalar
Kısa ama bir o kadar da dolu olan Anton Çehov kitabı ile geldim.
Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve son derece etkilendim.
Hikayemiz taşra kasabasında bir hastanede, Altıncı Koğuş adı verilen ve akıl hastalarının kaldığı bir binada geçiyor. Odadaki beş hastadan biri, hikayenin iki ana karakterinden biri olan İvan Dmitriç; üniversite eğitimini yarım bırakmış, yaşadığı trajik olaylar sebebiyle güç bela bir dairede memur olabilmiş eğitimli bir genç. Kuruntuları ve zamanla oluşan sanrıları sebebiyle hastaneye kapatılmış. Diğer ana karakterimiz ise yaşlı ve vurdumduymaz bir doktor olan, Andrey Yefimiç. Kaderci ve eyleme geçmeye karşı olan bir profil çizen Yefimiç, tedavinin de ilacın da hatta acıları dindirmenin de boşa bir uğraş olduğunu, insanın eninde sonunda öleceğini düşünüyor. Bu yüzden meslek hayatı boyunca hiçbir ekstra çabaya girmeden, rahatını bozmadan lüks ve kitaplarla dolu yaşantısını sürdürüyor. Taa ki Altıncı Koğuş’u ziyarete gidip de Dimitriç ile girdiği tartışmaya kadar...
Asıl hikaye, yani Çehov’un okuyucuya vermek istediği mesaj da zaten ikilinin bu diyaloglarında ortaya çıkıyor.
İkisinin arasında geçen diyaloglar olsun, Yefimıç’in kendi kendine girdiği çatışmalar olsun hepsi harikaydı.
68 sayfalık kısa bir eser olduğu için zaten tek seferde bitirip, üstünde epey düşünmeye değecek bir eser. Çehov’un dönemin Rusya’sındaki çok konuşan, eleştiren, boş felsefe yapan elit kesmine yapmış olduğu, tokat niteliğinde harika bir eleştiri. Hayatındaki tek bir acı ya da zorluk yaşamamış olan Yefimıç, Dmitriç ile olan diyalogdan sonra girmiş olduğu ruh halini ise muazzam yansıtmış.
Okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum...