·128 syf.····Okunma: 30 Mayıs 2021 22:01 Abim, babam, karım, babamın babası, kızım, yine abim, Suzan Hanım, yine karım, ben...
Komşunla lâflarken bile anlattığında pencereyi, kapıyı kapayacak yahut misafirlikten bir bahaneyle ayrılacak cinsten bir öyküyü(!), öykü de değil, anlatımsıyı, kitap diye niye sunarsın ki?
Bu kitabı çekici kılan tek şey sol sayfada başka bir anlatıcı, sağda başka anlatıcıların varlığı mı? İyi de iki anlatıcıyı sanki tek kişi seslendiriyormuş gibi aynı mırıltılar yok mu ve bunlar Ayfer Tunç’un mırıltıları değil mi? Ne anlatıcılara özgün bir üslup ne öyküye has bir dil! Bol bol altını çizip Twitter’ın karakter sayısına sığacak ve kitabın reklamını yapacak cümleler!
Karakter bile olamamamış anlatıcıların kaderlerini kabullenip “neden” sorusunu hiç sormadan, hayat karşısında kendilerinin pasifize oluşlarını anlatan bu kitabın okuruna vereceği ne var? Ne anlatıyor?
“12 Eylül’ün gölgesinde boğulan bir aşk hikâyesi” denmiş arka kapaktaki yazıda. 12 Eylül bu kitabın neresinde? Babanın “komünist piç” dediği ve o kadarla sınırlı siyasi tutumda mı? Reklam olarak pazarlanmasında mı yoksa?
Ayfer Tunç’a bir sorum olacak: bu kitabı yazarken hiç sıkıldınız mı ya da bu kitabı yazarken sıkılmadığınız bir an oldu mu?