“Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır.”
Aylak Adam kendi tutamağının gerçek sevgi olduğunu söyler. Bu sevgi arayışı da aslında tüm kitabın konusudur. Kahramanımız Bay C babasından kalan para sayesinde çalışmak zorunda olmayan ve vaktini gerçek sevgiyi aramaya adayan biri. Toplumun kalıplarının dışında var olmaya çalışan Bay C, başkaları tarafından konulduğu için kendine en uzak olan şey olduğunu düşündüğü ismini bile kullanmaz ve kendine Aylak der. Kitabın sosyolojik bir temele dayandığı söylenebilir .Sanayi Devrimi sonrası insanın topluma ve kendine yabancılaşmasına göndermeler yapar kitap. Ayrıca kahramanımız babasıyla yaşadığı olumsuz deneyimler sonucu kadınlara, aile kurumuna ve sevgi kavramına karşı bazı tutumlar geliştirir. Babasını tam zıddı olmaya çalışsa da zamanla babasına benzer. Derin psikolojik göndermeler vardır kitabımızda. Bay C’ nin anne yerine koyduğu teyzesi ve babası arasındaki ilişkiyi öğrenmesi sonucu yaşadığı çocukluk travmaları ilerleyen yaşlarında Bay C’ nin bilinçaltı kodları haline geliyor. Hatta babası iş adamı olduğu için çalışmaya, para kazanmaya karşı olumsuz tutumlar geliştirir. Kahramanımız tüm kitap boyunca teyzesinin şefkatli sevgisine benzer bir sevgi nesnesi arar durur. Bay C nin hikayesi bir bulma, kavuşma hikayesi değildir bir arayış hikayesidir