·320 syf.····Okunma: 05 Haziran 2021 02:38 New York Times Çoksatanlar Yazarı olan Erin Watt’ın Kâğıt Prenses o kadar çok karşıma çıktı ki, dedim artık bu kitabı alıp okuma zamanı geldi. Kargom gelir gelmez çok övülen ve bu aralar sıkça insanların okuduğu bir kitap olduğu için ilk bu romana başlamak istedim. Anlaşılacağı üzere beklentim biraz yüksekti ama bir yandan da beklentiyi olabildiğince aşağılara çekemeye çalışıyordum çünkü genelde bu tarz romanlarda klişelere bol rastlanıyor ve bu tür romanlara ucundan ön yargılıyı sayılırım.
(Spoiler vermek istemesem de vermişim, bu sebeple ilerleyen satırlarda fazlasıyla bilgi verdiğimi göz önüne alarak okumaya devam edin edeceksiniz.)
İlk sayfalarını okurken çok tedirgin oldum çünkü bana hitap etmeyeceğini düşündüm ve gerçekten öyleydi. Ellili sayfalarının sonunda yıllar önce izlediğim bir Kore dizisi aklıma süzüldü, biraz ondan izler taşıdığını hissettim. Bu tamamen kendi, şahsi fikrimdir ama sonra onunla pek alakası olmadığını fark ettim. Romanın içinde çok bel altı imalar ve cinsellik ön plandaydı. Yabancı kitaplarda genel olarak bu durum ön plana çıkan bir şey ama bu romanda çok rahatsız ediciydi. Spoiler vermek istemiyorum fakat bir mutfak sahnesinde Ella’ya yapılan iğrenç imalar yüzünden midem ağzıma geldi, resmen kızı açık seçik taciz ettiler, aklımdan acaba tecavüz etmeye falan kalkışırlar mı diye düşündüm.
Ella on yedi yaşında ve kimsesiz olduğu için geçimi sağlamak, ayrıca annesi ölmeden önce onun hastane masraflarını karşılamak amacıyla bir sürü iş yaparken aynı zamanda annesinin kimliği sayesinde striptizcilik yapıyordu ve inanır mısınız, Royal kardeşleri ve okul çevresindeki insanlar sırf kibirlerinden dolayı kızın nelere katlamak zorunda olduğu görmek yerine Ella’yı dışlayarak, iğrenç ithamlarda bulunup durdular. Başta Kore dizisine benzetmemim sebebi de okul sınırlarında Reed Royal ne derse o oluyordu, bu yıllar önce izlediğim bir dizi içinde de aynı şey geçerliydi fakat dediğim gibi bunlar klasikleşmiş klişelerden olduğu için birçok dizi, film veya kitapta denk gelebiliyoruz.
Royal ailesindeki beş erkek kardeş sırf Ella’nın babalarıyla yattığını düşünerek eve geldiğinden beri zorbalık uygularken Ella sonunda bu anlaşmazlıktan sıkılınca Reed ile arasını yumuşatmaya çalışır, bir nevi ateşkes ilan ederler. Ne hikmetse Reed kızdan hoşlanmaya başlar, sonra kıza itham edip söylediklerinin aksine bakire olduğunu öğrenince daha da pişman olur ve özür diler. Vay anasını! Ne kadar şaşırdım, anlatamam. Bu şaşkınlığımın karşında kelimeler bile kifayetsiz kalır.
Hayır, gerçekten merak ediyorum. Sıkılmadınız mı? Bu klişelerden, bu badboy havalarından, erkek kıza istediğini yapar sonra pişman olur kalıbından... Yani gerçekten sıkılmadınız mı? Bir kere Reed, Ella'yı sevmiyordu. Bu aşk ya da hoşlantı değil, sadece birbirlerinin bedenini arzuluyorlardı. Ben ortada bundan daha belirgin bir duygu hissetmedim. Reed resmen kızı kitabın başından beri aşağıladı, söylemediği iğrenç hitap kalmadı, sonra ise “Ben ve kardeşlerim, seni babamla beraber birbirinizi beceriyorsunuz sandık, o yüzden böyle davrandık. Kusura bakma” gibilerinden bir şey oldu. Tamam anlıyorum, Royal kardeşleri de sıkıntılı bir dönemden geçiyorlar, sorunları var. Anneleri ölmüş, babaları tarafından ihmal edilmiş çocuklardı. Bunu gerçekten anlıyorum ama sırf anneleri öldü, babaları ilgisiz davranıyor diye bu yaptıklarını yapmaya hakları yok! O zaman bütün gençler insanlara sahip oldukları güçle -tabii Royaller için güç sadece para ve bacak arasındaki uzuv- insanlara zorbalık etsinler. Royal kardeşleri bir avuç ergenden başka bir şey değillerdi, bir de Reed Ella’ya karşı sürekli bencil olmak istemiyorum ayaklarına giriyor. Ya yavrum, ne diyorsun sen?
Royal kardeşlerinin hiçbirini sevmediğim açık ve net, Ella’yı ise sevip sevmemek arasında kaldım, sadece idealleri için bu zorbalıklara sabretmesi hoşuma gitti ama sadece durum bu, ilerisi yoktu çünkü Ella neredeyse bütün Royal kardeşlere yükselirken bir de demesin mi: ‘Ben de sanırım annem gibi kötü çocuklardan hoşlanıyorum.’
Ella bakire olmasının yanı sıra masum kız dedikleri kalıba uymuyordu ama kötü bir kızda değildi. Bence yazar kızı güçlü yapayım, klişeleşmiş masum kızlardan olmasın ama biraz kendine güvenen, ayakları yere basan biri falan olsun gibi düşünmüş fakat becerememişti. Kitabın bir aşk romanı olduğunu düşünmüyorum çünkü ben o duyguyu hissedemedim ve seri kitabı olduğunu bilmiyordum, ikinci kitabı da varmış.
Romanın sade bir dili vardı, betimleme neredeyse hiç yoktu. Akıcıydı, hemen okunabilir. İkinci kitabını almayı düşünmüyorum, tavsiye de etmiyorum. Umarım fazlasıyla övülmüş bu romanı benim gibi gaflete düşerek alıp okumazsınız. Tabii yine de zevkler ve renkler tartışılmaz olduğundan okuduklarınıza laf uzatamam, belli bir kesim bu konudan oldukça rahatsız oluyorlar. Elbette bazı noktalarda haklı olduklara inansam da bazı noktalarda hiç aynı fikirde olduğumuzu düşünmüyorum. Ama yine de incelemeyi bitirmeden bir şey söylemek istiyorum. Romanın içinde fiziksel şiddet olmayabilir ama Ella’ya yapılan sözlü tacizde bir şiddete giriyor. Aramızdaki okuyucuların az bir kesimi fazlasıyla bilinçsiz okuyucu olduğunu düşünüyorum çünkü okumaya alışkanlığı yeni kazanmaya başladığım zamanlar bende öyleydim, öylece boş okuyordum. Bu biraz okumak için okumak oluyordu, zaman zaman anlamıyor olsak da kitaplar aynı zamanda bir silahtır, o yüzden okuduklarınıza dikkat etmenizi öneririm. Royal kardeşlerinin ve buna benzer bütün erkeklerin düşülecek, hoşlanılacak herhangi bir tarafı yok, aksine tilt olması tiplerden ibaretler. Bu konuda söylenecek çok fazla söz var ama tekrara düşüp incelemeyi daha fazla uzatmak istemiyorum. İyi günler dilerim.