Nihan Kaya’nın Alice Miller’a hayran olduğu söylenir. Fakat Nihan Kaya “Neden Alice Miller?” başlıklı konuşmasında ona duyduğu şeyin hayranlık değil büyük bir saygı ve minnet olduğunu söylüyor. Çünkü diyor yazar, çocukluk gerçeğinin ne kadar vahim olduğunu bütün çıplaklığıyla fark edebilmiş ve ifade edebilmiş başka bir insan tanımıyorum. Onun bu sözlerinden sonra Alice Miller’ın kitabına dönersek biz de aynı duyguları paylaşabilir, Nihan Kaya’ya hak verebiliriz.
Yetenekli Çocuğun Dramı, yazarın 1979 ve 1996 yıllarında olmak üzere iki kez yazdığı bir kitap. İlk baskısında Freudyen bir görüş benimseyen Miller, ikinci kitabında bunun çocukları anlamaktan çok uzak olduğunu düşünüp kendi görüşlerini temel alarak kitabı yeniden yazıyor. Kitabın kapağı ve başlığı sizi yanıltmasın. Kitapta aklımıza ilk geldiği şekilde bir yetenekten bahsedilmiyor. Yetişkinlerin dünyasına doğan, bu dünyanın kurallarına göre oynamayı öğrenen, bütün kötülükleri hasır altına itip hiç yaşanmamış gibi kendini kandırabilme yeteneğinden bahsediyor. Ve bu çocuğun dramından... Çünkü gerçekler onları hatırlamasak bile peşimizden ayrılmaz ve kendini hastalıklarla, davranış bozukluklarıyla, travmalarla gösterir.
Kitabı bitirdiğinizde evet herkesin bir terapiye ihtiyacı var, diyorsunuz. Kitap boyunca anlatılan hikayeler özellikle size daha çok dokunabilir ve bazı yorgunlukları beraberinde getirebilir bu konuda uyarmalıyım. Ama hiçbir iyileşme de bunlarsız olmuyor. Elbette kitabın tek başına iyileşmemizi sağladığını söylemiyorum ama bir farkındalık kazandıracağını kesinlikle söyleyebilirim.
Nihan Kaya, bir kitabı okurken sadece o kitabı okumuyoruz diyor. Daha önce okuduğumuz kitaplarla beraber okuyoruz. Duygusal anlamda, düşünsel anlamda ne kadar deriniz, daha önce ne kadar kitap okuduk , onlarla beraber okuyoruz.
- [ ] İki insan aynı kitabı okuyorsa ve farklı derinliklerimiz varsa aslında aynı kitabı okumuyoruz. Alice Miller’in ne kadar geniş bir algısı, birikimi olduğunu yazdıklarından anlayabiliriz. Ama yine Nihan Kaya’nın söylediği gibi ondan ne aldığımız, alacağımız ne kadar derin olduğumuza bağlı. Her kitapta olduğu gibi.
Alice Miller’a yöneltilen en büyük eleştirilerden biridir, oğlunun yaşadığı fiziksel şiddete ve istismara sessiz kalması ve kendi gibi psikiyatr olan oğlunun “Yetenekli Çocuğun Gerçek Dramı” adıyla yazdığı eserde anlattıkları... Nazi kampından kaçan ve bir Gestapo’yla evlenmek zorunda kalan Alice Miller’ın yazdıklarını bu denli çarpıcı yapan şeylerden biri olduğunu düşünüyorum bu hikayenin. Acıyı bilmek, kaynağı sorgulamak ancak kendi yaran üzerinden gidilebileceğin bir yol, diye düşünüyorum.
1. Bölümün sonundaki Altın Beyin öyküsünden bir alıntıyla sonlandırayım; "Yaşamları boyunca, bazı şeylerin ancak bir yudumuna kavuşmanın bedelini özünden, iliğinden ödemek zorunda olan insanlar vardır. Bu onlar için hep yeniden yaşanan bir acıdır ve sonra artık acı çekmekten yoruldukları zaman..."