·490 syf.····Okunma: 10 Mayıs 2021 14:30 ben orhan pamuk okumayalı uzun yıllar oldu, kafamda bir tuhaflığı bir iki sene önce kütüphaneden alıp okumaya başlamıştım ama süresi geçtiği için geri götürmek zorunda kalmıştım falan. okuyamamıştım bi türlü yani, ama hep de aklımda kalan bir kitaptı. okudum ve bayıldım gerçekten, hatta en sevdiğim kitaplar arasında sayabileceğim bi noktada şu an benim için. sadece belli bir olayı, belli bir yaşantıyı vs. konu olarak alan bir kitap değil. direkt bir karakterin hayatını okuyorsunuz ama bu hayat yine karakterin hayatında belli bir dönemi anlatan cinsten de değil. karakterin lise hayatını, aile yaşantılarını, aşk hayatını, evlenmesini, çocuklarını kısacası gördüklerini, hissettiklerini baştan sona okuyoruz. karakterin karakterini şekillendiren olaylara tanık olarak ilerliyorsunuz kitap boyunca ve bazı noktalarda karakteri o kadar iyi tanıyorsunuz ki üzüntüsünü belli etmediği anlarda bile üzüntüsünü hisseder hale geliyorsunuz. çoğu kitapta karakterler ele alınırken sadece bazı yönlerine yapılan vurgular ön plana alınıyor ve biz hayatımızın bir köşesinde gördüğümüz karakterlerle o yoğun vurguları birleştirip karakteri tanıma yoluna giriyoruz. orhan pamuk ise karakterini hem sokakta gördüğümüz biri gibi, tahmin edebileceğimiz hareketleri olan biri gibi oluşturmuş hem de zaten karakteri o kadar derinlemesine işlemiş ki tanıdığınız birine göre benzerlikler kurmanıza gerek kalmadan kendi karakterini boyutluca açıklamış. karakteri bu kadar derin işlerken aynı zamanda bu karakteri şekillendiren toplum yaşantısı da kitabın içine tamamen dahil edilmiş. 1969lardan 2012ye kadar olan bir süreci görüyoruz ve darbeler, siyasal olaylar, hükümet değişiklikleri, sağ - sol olayları, parti çatışmaları, imar afları, gecekondular gibi birçok kavram ve olaya şahit olurken hem insanların hem de sokak satıcılarını bu süreçten nasıl etkilediğini görebiliyoruz. toplumsal yaşantıya dair ve kitabın geçtiği döneme dair anlatılanlarla birlikte karakterin derinliğinin de olması zaten kitabı bir şaheser yapıyor bence. bi victor hugo, bi tolstoy ya da bi dostoyevski okuduğumda beni en çok etkileyen şey karakter derinliğinin yanında o döneme şahit olabileceğim unsurları görebilmek oluyor. mesela sefiller’i okurken jean valjean’ı nasıl yanımda oturuyormuş gibi hissettiysem aynı şekilde fransız ihtilalini ve toplumun yoksulluğunu da derinlerde hissetmiştim. sefiller’in hissettirdiklerini kafamda bir tuhaflık’ta da hissetmemek mümkün değil. elinizden bırakmayacağınız ve akıp giden bir kitap. mevlüt karakterini hayatımın herhangi bir döneminde unutabileceğimi düşünmüyorum, otuzumda da kırkımda da bi yerlerde bu kitabı okuyacağıma eminim. iyi okumalar